Çakmak Mahallesi, Horasan caddesi No:3 Ümraniye - İstanbul

0216 365 35 61   -    info@guhertas.com 

  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember
  • Beyaz Instagram Simge
  • YouTube - Beyaz Çember

Gühertaş Hakkında

Yayla Yaşamı

 

 

YAYLA YAŞAMI

 

   A) YAYLALAR:

   Anayurt Orta Asya da göçebe yaşam tarzını sürdüren atalarımız tarihin akışı içinde siyasi, sosyal ve ekonomik nedenlerle göç etmek zorunda kalmış ve üç kıtaya dağılmıştır. Gittiği her yere kültürünü, yaşam tarzını, gelenek ve göreneklerini de beraberinde taşımıştır.

   26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Savaşı sonrası Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Oğuz boyları göçebe yaşam tarzını (yayla yaşamını) uzun yıllar devam ettirerek hayvancılıkla uğraşmıştır.

   Gühertaş’ın en önemli yaylası Eyertaş yaylası’dır. 1923 sonrası Murasul’daki Rumların nüfus mübadelesiyle Yunanistan’a gönderilmelerinden sonra, Murasul arazisi ile birlikte Tokuş çayı’nın yukarı kesiminde bulunan Murasul yaylası da devlet tarafından Gühertaş’a verilir. Fakat köye olan uzaklığı nedeniyle yayla olarak kullanılmaz.

   Bunun yanında döllek  dediğimiz yayla öncesi ve yayla sonrası hayvanların otlatıldığı kışları kara keçilerin barındığı ağıllar vardır. Hacıasimindölleği, Mihdatağanındölleği, Muhiddininağılı, Kütüğünağılı, Hasanağanınağılı, Çakırağanınağılı, Cimidinağılı gibi. Döllek ve ağıllarda tarım işleri yapılmaz sadece hayvancılıkla uğraşılırdı.

   B) GÖÇ:

   Gühertaş arazisinin çok geniş olması, yaylanın da köye yakın olması (kağnı arabasıyla bir saatlik mesafe) nedeni ile yaylaya göç haziran ortalarında olur iki buçuk aylık bir yayla yaşamından sonra ağustos sonuna doğru yayla köye göçer.

   Zaman zaman köy önündeki ekinlerin tam olarak kaldırılmaması gibi durumlarda geçici olarak güz yaylası denilen Murasul da Ayuyiyen veya Yokuşundibi’ne de kısa süreli göç yapılmıştır.

   Haziran başıyla beraber tüm köyü göç heyecanı sarar. Erkekler yaylaya giderek toprak bacalı yayla evlerini tamir ederler, çevre obaların kendi otlaklarını yaymamaları için sırayla koruculuk yaparlar. Değirmende yayla için un öğütülür. Kadınlar kap kacak, yatak yorgan temizliğine koyulur, yaylaya götürülecek eşyalar hazırlanır, göç için giyilecek elbiseler sandıktan çıkarılır. Fırınlar yakılır yayla için kete, ekmek pişirilir.

   Cuma namazı çıkışı muhtar, göç gününü köylüye duyurur. Göç akşamı erkek çocuklar tarafından öküzler otlatılmaya götürülür, karınları iyice doysun da yayla yolunda konu komşuya mahcup olmayalım diye. Kadınlar ve genç kızlar akşamdan göç kınası yakarlar, gün ışımak bilmez, bir heyecan ki sorma gitsin…

   Şafakla beraber göç arabaları yüklenirken mal ve davar çobanları çoktan yaylaya doğru yola çıkmışlardır. Evin erkek çocukları tarafından öküzlerin boyunlarına boncuklar takılır. Arabaların iyi gıcılaması için mazıya yağ sürülür. Rengarenk göç elbiseleri giyilmiştir. Köyde kalacak yaşlılarla vedalaşılır ve kağnılar yola koyulur. 150-200 kağnı arabası dizilir yayla yoluna gacur gucur adeta müzik nağmeleri söyleyerek. Köylüler arasında bir yarıştır başlar. En önde gitmek, herkesten önce yaylaya çıkmak için.

   Karşınınbelen aşılınca Öveç dağı tüm ihtişamıyla karşılar yaylacıları. Çam ormanlarının kokusu daha şimdiden hissedilir. Denüccük deresi boyunca selvi gibi uzayan söğüt ve kavak ağaçları hafif rüzgarın etkisiyle dans eder gibi uğurlar yaylacıları. Yarıgöze de mola verilir, öküzler dinlendirilir, soğuk sular içilir. Tahtalık rengarenk bir çiçek bahçesi gibi el sallar. Uzungıraç ve Gısaraç bembeyaz bir koyun gözü (papatya) tarlası gibi yukarılardan bakar. Yokuşundibi’ni insanın beline kadar çıkan otlar bürümüştür. Yayla yolunda en korkulan yer kayalık ve alt yanı da uçurum olan Nallıkütük’tür. Orası kazasız geçildi mi herkes derin bir oh çeker.

   Ve yazının başına çıkılıp yayla evleri görününce dünyalar Gühertaşlının olur. İşte özlenilen hasreti çekilen Eyertaş yaylası. Çünkü yeli bir başka olur yaylanın, suyu bir başka  olur yaylanın, değdiğinde parmak donduran. Havası bir başka olur yaylanın, sert ve mert. Bir başkalık vardır dağında, ormanında, çiğdeminde, çiçeğinde.Sabahları bir başkadır toprağının kokusu, günün doğuşu, sisin dağılışı. Kuşlarının ötüşü bir başka olur yaylanın…

 

       

 

   Yaylaya çıkan gelinler ve genç kızlar daha yayla evine gitmeden yazıda türküler söyleyerek halaya tutarlar, gelinler bir tarafta, genç kızlar bir tarafta.

 

Yaylaya çıktım ki bade budanmış.                Yaylanın kuzusu koç’unan gelir.                         

Badenin dalına bülbül dadanmış.                  Gelinin iyisi göç’ünen gelir.

Yar beni koyup da ellere dadanmış.              Kızların iyisi göç’ünen gelir.

 

   Kağnılarıyla geçen erkekler imrenerek gururlanarak bakarlar halay çekenlere. Tam bir yıl beklenmiştir bu an halay saatlerce sürer.      

 

   C) YAYLA EVLERİ:

   Genellikle tek gözlü (tek odalı)dür. Toprak yüzeyinde yapılan evlerin duvarları taş ve çamurla örülür. Üzerini kapamak için mertekler döşenir, kuru çam ve gürgen dalları serilir, yağlı çorak toprakla damın üzeri kapatılır. Yaylada yağmur yağması toprak bacalı evlerin damlarından yağmur suları damlayacak endişesi herkesi korkutur. Tek odalı evin içinde ocaklık, çağlak (yıkanacak yer), yüklük ve kab kacağın dizildiği tahta raflar yer alır. Evin hemen bitişiğinde danalık (danaların koyulduğu yer) bulunur. Ormandan getirilen yakacak odunlar ise evin yanına istif edilir.

 

   D) YAYLA YAŞAMINDAN KESİTLER:

   Göç arabaları yıkılır, eşyalar yerleştirilir.Bir kalabalık ki görme gitsin. Her yandan bir ses.Köyün malı davarı gelmeye başlamıştır. Mangırdamalar, böğürmeler, melemeler adeta hayvanlar korosu açık hava konseri vermektedir.

   Koyun ve keçi çok olduğu için köyün davarı iki ayrı gurup (peynek) olarak otlatılmaktadır. Yaylada çobanların öğlen vakti davarı sağılması için getirip yatırdığı yere “salah” denir. Yaylanın yazıda yer alan Çamlısalah ve Taşlısalah arasında çobanların tercihi gölgelik olması nedeniyle Çamlısalahtır. Göç günü kim daha önce yaylaya sürüsüyle ulaşırsa Çamlısalağı o kapar ve yayla bitimine kadar sürüsünü Çamlısalahta yatırır. Bu arada köyün gençleri kimin çobanı Çamlısalağı kapacak diye iddiaya girer.

   Kuzuların akşam kaldıkları etrafı taş duvarlar ve çam pürleriyle çevrili olan kuzulukların onarılması için öğlen yemeğinden sonra bekçi “komşular kuzuluklar onarılacak” diye bağırır. Erkekler toplanarak kuzulukları kısa sürede onarırken, kadınlar  koyunları, keçileri sağmakla meşguldür. Erkekler ilk günler kağnılarla yakacak odun getirir, yaylanın ortak mallarından hamam, fırın ve bozulan çeşmeleri onararak kullanışlı hale getirirler. Yaylada erkeklerin sefası 10-15 gün sürer. Toprak yayla evlerinin bacalarında sohbetler edilir. Kete, yağlı kavut yenir, ayran içilir.

   Erkek çocuklar ise Yokuşundibi, Işgınınyüzü, Tomara, Guzsekü, Tahtalıh, Karanlıkguz ve Eliktaş’da öküz otlatırlar. Yağmur yağdığında öküzler köye götürülür. Köyde kimsesi olmayan çocuklar arkadaşlarının evinde misafir olurlar. Akşamları öküz ve mal çobanlarının Çobandurağı’nın başından köyün malını, öküzlerini bir toplayışları var ki insan sesinden Öveç inler. Looo Hasan bizim sarı öküzü gördün mü? Karaoğlan dağda mal bırakmayın hepsini yaylaya sürün.

   Yaylada zaman zaman üzücü olaylarda olur. Çoban köpeklerinin boğuşması yüzünden çıkan kavgalar, bir komşunun malını kurt yemesi yada ayı boğması, ormancıların odun taşıyan kağnı arabalarını yakalaması yada bir ölüm üzüntüye ve yasa neden olurdu. Kaybolan bir malın ilk aranılacağı yer Armutçayırı köyü olurdu çünkü ekinlere giren mallar ahırlara hapsedilmiştir ya para ile yada hatırla kurtarılırdı.

   Yayla yaşamının en güzel ve en eğlenceli yanlarından biri de yazıda akşamları meydan ateşi yakmaktır. Bir hafta on gün süreyle her akşam meydan ateşi yanar, geç saatlere kadar ateşin etrafında türküler eşliğinde halaylar çekilir, sohbetler edilir.

   Akşamları sağılan inek kömüşleri (manda) gece otlamaları için İsaçayırı veya Guzsekü’ye, öküzler ise daha dulda olan Eğrek’e vurulur. Yayla yaşamında sıyırma (kasmuk) yemenin tadına doyum olmaz. Çam ağaçlarının kuzeye bakan yanları soyulur, bıçakla etli kısmı sıyrılarak yenir. Sağlık açısından yararlı olmasına rağmen çam ağaçlarının kurumasına ve ormanların yok olmasına sebep olmaktadır.

 

 

   Mal çobanı kuşluk vakti malları yaylaya getirir. Kadınlar tarafından sağılan mallar yeniden otlatmaya götürülür. Davar çobanları ise öğle vakti sürüyü salağa yatırır. Kadınlar ellerinde bakır helkelerle koyunları sağmaya gider. Yanlarında evin bir çocuğu bulunur. Hem kendi koyunlarını sürünün içinden bulup getirsin, hem de sağılan koyunun başını tutsun diye.

 

 

 

 

                    

 

 

  

   Koyunların sağılma işlemi bitince kuzu çobanı emişmeleri için kuzuları getirir. İşte o an ne muhteşem bir andır. Kuzunun koyuna karışması, koşuşturma ve meleşmeler yeri göğü inletir. Genç kızlar ve yeni yetmeler çobanlara yalvarırlar davarı Hacınınyurdu’na götürün, kuzu

ayrıştırmasını orada yapalım diye.

 

           

 

 

 

 

 

 

  

 

  

 

 

 

 

 

  

   Yaylanın üst yanında Gabaktepe, hemen arkasında ise etrafı çam ormanlarıyla kaplı Hacınınyurdu vardır. Sığırkuyruğu, çam, gürgen, bodur çalılar, ısırgan otları, çeşitli çiçekler ve diz boyu otların kapladığı bir yer. Hele bir de suyu var ki değdiğinde el donduran…

   Çoban gün batımına (ikindi vakti) kadar sürüyü burada otlatır. Kuzu seçimi burada yapılır. Oba kızları ve yeni yetmeler, hele nişanlı kızlar kuzu seçimine gitmek için yarışırlar. Buraya türküyle gidilir, türküyle gelinir. Kuzu seçimine herkes katılır, daha sonra halay başlar. Delikanlılar türküler eşliğinde halay çekenlere imrenerek bakar. Herkesin gözü kendi yavuklusundadır. Halay sonra erince nişanlı erkekler nişanlılarını alarak her biri bir tarafa yönelir. Muhabbet eder, özlem giderirler. Kuzu seçimi nişanlı gençlerin yada birbirini sevenlerin buluşmaları için önemli bir fırsattır.

 

           

 

     Daha sonra odunlar toplanır yaylaya götürmek için. Boş dönmek var mı obaya. Al yazmalı güzellerin sırtında odun, başlar yaylaya dönüş. Kimin umurunda sırttaki odunun ağırlığı. Sevdiğiyle özlem gidermenin mutluluğuyla başlar bir yol türküsü. Öyle bir türkü ki dağlar taşlar inler, ağaçlar eğilir, yaylanın tüm kuşları susar. Her satırı özlem dolu, sevgi dolu, buram buram Gühertaş dolu “Turnalar” türküsü.

 

Gedikten çıktı da görünür başı                      Aşağıdan gelir acem sucus

Gülerek geliyor ehmaldır işi                           Çetin olur el oğlunun acısı

Yiğidin sarması sabaha karşı                         Yanıma otursun yarin bacısı

Onun da tadına doyulmazımış                      Kokulayın yar kokusu gelirmi?

Turnalar oyyyy oyyyy…                                    Turnalar oyyyy oyyyy.

 

   Yaylada gelinlerin ve genç kızların zevkle yaptığı işlerden biride yayık yaymaktır. Yayık yayma gelinler ve genç kızlar için iş yapmanın yanında bir eğlencedir. Yayla evlerinden al yanaklı, al yazmalı güzellerin söylediği ve insanın içini neşeyle dolduran yayık türküleri yankılanır.

 

Yayık yaydım hışım gibi                                  Yayık yaydım kolum şişti.

Yağı çıktı başım gibi.                                       Kolumdan kol bağım düştü.

Yayık yaydım haşır,haşır                                Kurban olam suna gelin.

Yağı çıktı hışır,hışır.                                         Benim meylim sana düştü.

   Onbeş gün yaylada dinlenen erkek ve kadınlar için köyde işler başlamaktadır. Köyde nadasa bırakılan tarlalar herk edilecek, fide dikilecek, ot, fiğ, arpa, buğdayların biçilmesiyle yoğun bir çalışma ortamı başlayacaktır. Yaylacı kadınlar ve çocuklar yaylada bırakılır, iş yapacak erkekler ve aile bireyleri köye gelir. Yaylada, yaylacı kadını kalamayacak aileler mal ve davarlarını bir yakınına sağmalcı olarak bırakarak köye göçer.

   Yaylada kalan yaylacı kadınların yaptığı rutin işler süt sağmak, yoğurt, peynir, çökelek, keş, tereyağı ve tarhana yapmak. Bir de mantar toplamak. Çeşit çeşit mantarlar Hüseyincik, kuzugöbeği, ağhırtı, karahırtı, kanlıhırlı, ıçığzıl ve elik mantarı. Toplanan mantarlar kavrularak köydekilere gönderilir, çorbası yapılır, kurutulur kışın kullanılmak üzere.

   Çobanlar koyunları tuzlamak için sırtında püsküllü heybe ile tuz toplar. Tuz toplayan çobanlara, yaylacı kadınlar tarafından bahşiş olarak yumurta verilir. Yaylada günlük yaşam devam ederken köyde fide dikiminden sonra otlar biçilmiş, fiğler, murasuldaki ekinler, köy önündeki arpalar ve Kabarduç’a kadar yazlık ekinlerde biçilmiştir. Artık yayladan köye göç vakti gelmiştir.

   E) YAYLADAN KÖYE DÖNÜŞ:

   Muhtar yine Cuma namazından sonra duyurur. Falan gün yayla köye göçecek. Göç için hazırlık yapılsın diye, yaylaya haber salınır. Bu sefer yaylacı kadınları bir göç heyecanı sarar. İki buçuk aydır ayrı kaldıkları evlerine döneceklerdir. Yağlar, peynirler, çökelekler küplere, küleklere basılır. Kab kacak yıkanır, fırınlar yakılır, kete ekmek pişirilir. Yüzler gülmektedir.

   Göç akşamı köylüler boş kağnılarıyla gelirler yaylaya. Akşam sofralar kurulur yayla evlerinde. Göç yemeğinin mönüsünde neler olmaz ki? Yoğurt, süt, yağlı kavut, kete, bişi, katmer, kaymak insanın yemeden sadece bakarak gözü ve karnı doyar.

   Evleri birbirine yakın olan gençler kuru çam pürleri toplayarak çadır biçiminde yığarlar. Sabaha karşı yakılacak ve onun ışığında göç arabalar yüklenecektir. Bazı gençler hinlik olsun diye fırsat kollayarak akşamdan arkadaşlarının pür yığınlarını ateşle tutuştururdu.

   Göç akşamı yaylanın yazıda yine meydan ateşi yakılır son kez yaylaya veda etmenin burukluğuyla türküler eşliğinde halay çekilir. Sabah alaca karanlıkla beraber göç arabaları yüklenir, yayla evlerinin kapıları kapanır, arabalara koşulan öküzlere oha denmesiyle beraber kağnılar gıcırdayarak köye doğru yola koyulur. Ancak yaylaya doyamayan gelinler ve genç kızlar yazıda son bir kez daha halay çeker ve yaya olarak yol türküleri söyleyerek Oynağınyolunaltı, Guzsekü, Eliktaş, Tahtalık yoluyla köye gelinirdi.

 

Yaylam sana geleyimmi ne dersin of of.          Lale gırda biter boyu selv’olur of of.

Ağlayımmı güleyimmi ne olur eyvah ey.          Menekşe of çeker boynu eğr’olur eyvah ey.

Yaylam sana hiçmi duman inmemiş of of.      Gülü seven yiğit nerden bell’olur of of.

Yarsız yaylanında tadı kalmamış eyvah ey.     Çifte yazmasının ucu tell’olur eyvah ey.

 

   F) VE BUGÜN:

   1970’li yıllardan itibaren köyde traktörlerin sayısının artması ile kağnı arabaları artık kullanılmaz oldu. Sarı öküzler, boz öküzler yok artık.

   Artık yayla yollarında kağnı arabaları ve onların gacır gucur sesleri yok. Traktörler ve traktör gürültüleri var.    

   Toprak bacalı evlerin yerini betonarme üzeri sacla kaplı evler almaya başladı.

   Artık Eyertaş yaylasında davar sürüleri, koyun kuzu melemeleri yok.

   Artık Eyertaş yaylasında kurtlar ulumuyor, kuşlar ötmüyor, dağlar ıssız…

   Artık yayla yollarında, Hacınınyurdu’nda türküler çığıran al yazmalı güzeller yok.

   Çağın ve teknolojinin getirdiği modernleşme yayla yaşamını ve yayla göçü kavramını değiştirdi. Biz çocukluğumuzun geçtiği o yaylayı, yayla yaşamını, yayla göçünü özlüyoruz. Ama biliyoruz ki, o günleri artık yaşamamız mümkün değil, biz yaşadık ama bizden sonrakiler bizim yaşadıklarımızı asla yaşayamayacak…      

 

 

                                 

 

  

 

 

YAYLAYA  ÖZLEM

 

Gel gönül gidelim bizim ellere                                   Koyunu kuzudan ayırır kızlar

Şimdi yaylacılar bölük bölüktür                                 Köyümde sevgilim yolumu gözler

Tarhanalar serilmiştir çullara                                     Sağılır davarından ayrılır yozlar                          

Karga keküçlemiş delik deliktir.                                 Bizim hırıt tohlu yoluk yoluktur.               

Ben sılaya gitsem yaylaya göçerken                         İneği gelmemiş meler buzağa

Telli turnam havalanmış uçarken                             Sabahtan bırakmış otlu sazağa               

Beni görüp güller gibi açarken                                  Pişirir kömbeyi koyar azığa

O yarin gül benzi soluk soluktur                               Anamın tandırı yanık yanıktır.

 

Aşık Şerif derki yare’yi deşme

                                            Bu zalim gurbete bir daha düşme

                                            Hangi yana gitsem akar bir çeşme

                                            Yaylamızın suyu soğuk soğuktur.

Araştıran: Ahmet Turan ALTUN (Emekli Tarih Öğretmeni)