Çakmak Mahallesi, Horasan caddesi No:3 Ümraniye - İstanbul

0216 365 35 61   -    info@guhertas.com 

  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember
  • Beyaz Instagram Simge
  • YouTube - Beyaz Çember

Gühertaş Hakkında

Köy Seyirlik Oyunları

KÖY SEYİRLİK OYUNLARI

 

     “Köylü Tiyatrosu” adı ile de bilinen köy seyirlik oyunları düğünlerde, bayramlarda ya da yılın belirli günlerinde köylülerin “oyun yapma”,”oyun çıkarma” adı altında kendi aralarında  oynadığı oyunlardır. Bu oyunlar meydanlarda oynandığı gibi kışın oda içerisinde de oynanmaktadır.

     Çeşitli inanışların kaynaklık ettiği bu oyunlar, eski Anadolu uygarlıklarının, Anadolu toprakları üzerinde yaşayan halkımızın Orta Asya’dan getirdiği kültürel öğeler ve İslamiyet’in kabulünden sonraki İslami öğelerle birleşen bir kültür sentezinin izlerini taşır.

     Seyirlik oyunlar ilkel bir tiyatro örneğidir. Sanat kaygısından uzaktır. Seyirlik oyunları günlük yaşamı taklit eden (kalaycı, berber, çift süren vb.), hayvanları taklit eden (deve, ayı, tilki, kartal vb.), bolluk ve berekete dönük oynanan oyunlar (saya gezme, koç katımı törenleri vb.), yağmur yağdırmak için oynanan oyunlar (kepçe gelin vb.) oluşturur.

 

İBİŞ OYUNU

                                                                                                            

          Eskiden gurbet yok, kışlar ise çok uzun köyde en güzel eğlence düğünler ve saya gibi etkinlikler. Düğünler en az üç dört gün sürer, saya ise bir hafta devam eder.

         Gühertaş’ta düğünlerde damadın ata bindirildiği günün akşamı köy meydanında yakılan ateşin etrafında davul zurna eşliğinde halay çekilir, köy seyirlik oyunlarından İbiş oyunu oynanır, yine bir hafta süren saya etkinliğinde de köy gençleri İbiş oyununu oynarlar.

        İbiş oyununu Tokat deresinden gelerek köye yerleşen Kürt Osman lakaplı Osman  Yüksel ‘in köylülere öğretmesinden sonra Gühertaş ta geleneksel olarak oynanmaya başlar.

         Son dönemlerde unutulmaya başlayan köy seyirlik oyunlarımızdan biri olan ibiş oyunu ve saya geleneği Osman Albayrak’ın dernek başkanlığı döneminde İstanbul’ da yeniden başlatılarak unutulmaması sağlandı.

 

ARAP(Meydancı)

     Köy meydanını açarak oyunu başlatan ve tanıtan kişidir. Üzerinde şalvar, sülüklü çorap, cizlavut lastik, omzunda heybe, elinde kelek ,başında şapka vardır.

 

İSKAN MEMURU

     Köylülere toprak dağıtmak bahanesiyle üçkağıtçılık yapan, köylüyü söğüşleme amacında olan kişidir. Hafif kambur, resmi elbiseli, bir elinde çanta, bir elinde şemsiye, başında fötr vardır.

 

İBİŞ

     Görünüşte gariban ve zavallıdır. Gerçekte ise çok kurnazdır. Yaşlı bir karısı ile iki tanede ceylan gibi güzel kızı vardır. Düğünlerde, kına gecelerinde, köy toplantılarında kızlarını oynatarak para kazanır. Üzerinde yırtık pırtık köylü elbisesi (şalvar, yırtık gömlek, şapka, beyaz yün çorap, lastik vb.) vardır.

 

FATE

     İbişin karısıdır.Ancak biraz safça, beli kambur, üzerinde basma elbise, hırka ve başında yazma vardır.

 

GELİNLER (İbişin kızları)

     İyi oynarlar, elleri ayakları düzgündür. Köylü genç kız kıyafeti giyerler başlarında pullu örtü vardır.

 

MUHTAR

     Köylünün gözünde saygın, görmüş geçirmiş iri yapılı biridir. Köylü giyimli kafasında bir şapka üzerinde bir kaban vardır

 

SANDALYE

     İri yapılı biridir. İskan memurunun tıraşı sırasında sandalye görevi yapar .

 

ÇIRAK(İbişin berber çırağı)

     Küçük bir çocuk  üzerinde yırtık pırtık elbiseler vardır.

 

     (Bir köy meydanı, ortada meydan ateşi yanar. Köylüler ateşin etrafında sohbet etmektedir. Birden köy meydanına elindeki keleği sallayarak giren Arap kayışıyla sağa sola vurarak  ateşin etrafından köylüleri uzaklaştırır ve meydanı açar.)

 

İskan Memuru: (elinde çantası, başında foteri diğer elinde şemsiyesi ile köy meydanına gelir) Muhtar! Muhtar! Nerelerdesin? Hangi cehennemdesin? 

 

Muhtar: Buyur begim. Bir emrinmi var? Hoş gelmişsin, sefalar getirmişsin

 

İskan Memuru: Ben Hükümetten geliyorum. İskan Memuruyum size toprak dağıtmaya geldim. Köylüleri topla hele.

 

Muhtar :Arap, oğlum köylülere bir seslen toplansınlar

 

Arap :Ey ahali köyümüze iskan memuru gelmiştir herkes toplansın. Bize toprak dağıtacak

 

          (köylüler merak içinde İskan Memuru ve Muhtarın çevresinde toplanırlar)

 

İskan Memuru: Beni Devlet-i Ali gönderdi size hazine arazisinden toprak vereceğim.

 

 İbiş: (İskan memuru köylülerle konuşurlarken, İbiş karısı Fate ve iki ceylan kızı ile yoldan geçmektedir. Köy meydanındaki kalabalığı görerek merak eder kendine özgü yürüyüşü ile hoplaya zıplaya kalabalığın yanına gelir )

 

İskan Memuru: (İbişin geldiğini görünce kendi oyununun bozulacağından korkarak köylülerin yanından uzaklaşır)

 

İbiş: Muhtar! Benden başka buraya bir maskara daha mı geldi? Kimdi o?

 

Muhtar: İskan Memuruydu. Bize toprak dağıtmaya gelmiş.

 

İbiş: Onun turpuna hayriyim. Kim sıçmış ki o kapmışta toprağı size dağıtıyor

 

 İskan Memuru: (Uzaktan konuşmaları ve kendisi hakkındaki sözleri can kulağı ile dinler. İbişin hakaretlerine dayanamayıp yeniden köy meydanına döner)

 

 İbiş: (İskan Memurunun köy meydanına geldiğini gören ibiş karısı Fate ve kızlarının yanına kaçar)

 

İskan Memuru: Muhtar! Muhtar! Demin burada zırvalayan kimdi?

Muhtar: Begim, o bizim gariban İbişti

 

İskan Memuru: Oğlum İbiişş!

 

İbiş: Ananın ki gicimiişş…

 

İskan Memuru: Oğlum İbiişş! Buraya köy meydanına gel

 

 İbiş : (Kendine özgü yürüyüşüyle köy meydanına gelir elindeki değneği ile İskan memurunun şemsiyesine vurarak uçurur)

                   (aralarında itiş kakış başlar)

Muhtar: (İbiş ile İskan Memurunun arasına girer ortalığı yatıştırmaya çalışır)

 

İbiş: (İskan Memuru karşısında suçuklanan İbiş onun gönlünü almak ister ) Begim saçın sakalın uzamış. Gel seni bir güzel tıraş edeyim de elin yüzün açılsın.

 

Sandalye: (sandalye gibi bir vaziyet alır )

 

İskan Memuru: (memnuniyetle sandalyeye oturur)

 

İbiş: Çırak! Oğlum tıraş takımlarını hazırla begimizi tıraş edeceğiz .

 

Çırak: (İskan Memurunun yakasına önlüğü takar, ibrikle suyu getirir, tıraş takımlarını hazırlar)

 

İbiş: (İskan Memurunun yüzünü sabunlar, sonra usturasını çıkararak tıraşa başlar )

 

İskan Memuru: (Ustura kör olduğundan canı yanar ayağa fırlayarak) Canımı yaktın iblis! Koskoca devlet memuruna bu yapılır mı?

 

İbiş: (Çavanından tutarak usturasını biler. Tekrar tıraşa başlar. Ancak ustura kördür bir türlü kesmez)

 

İskan Memuru: (Canı yine yanar,ayağa fırlayarak )Ulan oğlum İbiş! Osman ağaya git usturana  bir tükürsünde iyi bileyle.

 

İbiş: (Yanında çırağı Osman ağanın yanına varır) Ağam hele şu usturamıza bir tükürüverde bileyleyelim

 

Osman Ağa: (Usturaya bir güzelce tükürür )

 

İbiş: (Usturasını bileylemeye başlar) Ağam bunun töresi de var. Oğlum çırak! Osman ağadan bahşişi alıver hele .

 

Osman Ağa: (Töreyi çırağa verir )

 

İbiş: (İskan Memurunun yanına gelir, tıraş yeniden başlar)

 

           (Duruma göre bu tükürme olayı bahşiş almak için saygın insanlar üzerinde devam eder)

İbiş: (İbiş kolonya niyetine eline tükürerek İskan Memurunun yüzüne sürer) Beğim saatler olsun. Tıraşınız tamamdır.

 

İskan Memuru: (Elini yüzüne götürerek) Oh be dünya varmış elim yüzüm açıldı

 

Sandalye: (İskan Memuru kalkma hazırlığı yaparken sağa doğru kayar)

 

İskan Memuru: (Sandalyenin kayması ile sırt üstü yere yuvarlanır)

 

Muhtar: (Koşarak gelir İskan Memurunun kolundan tutarak kaldırır ) Begim geçmiş olsun. Saaatler olsun. Bir kusurumuz varsa  affet .

 

İbiş: (İskan Memurunu tıraş etmenin rahatlığı ile evinin nafakasını çıkarmak için Muhtar ve İskan Memuruna dönerek ) Benim iki güzel ceylanım var. Müsaade ederseniz oynatmak istiyorum.

 

İskan Memuru: Sazla mı gelir, sözle mi gelir?

 

İbiş: Begim sazla da gelir, sözle de gelir.

 

İskan Memuru: Hele gelsinler de bir görek

 

İbiş: (Uzaktaki karısı Fate’ye bağırarak ) Kız  Fateee!

 

Fate: Ne var lan, ne var ?

 

İbiş: Ceylanlarımı meydana getir.

 

Muhtar: Vur davulcu davula. Ceylanlar oynasın da bir görelim .

 

           (Davulcu çalmaya başlar  Fate ve ceylanları oynayarak köy meydanına gelir. Ceylanların oyunu herkesi mest  eder. İskan Memuru,  İbiş ve Muhtarda oyuna katılır. Herkes oynarken köylülerden bazıları ceylanları kaçırarak saklar)

 

İbiş: (Ceylanlarını ortalıkta göremeyince karısı Fate’ ye dönerek ) Kız Fate! Ceylanlarım nerede?

 

Fate: Aha buradeydi

 

İbiş: Nerede kız Fate ? Turpuna hayladığım! (Elindeki sopa ile Fate’nin belinin ortasına okkalı okkalı vurur )

 

Fate: (Düşerek bayılır)

 

İbiş: (Karısının bayıldığını görünce eli ayağı şaşar. İçine bir korku düşer)

 

İskan Memuru: (İbişin bir açığını yakaladığı için gözleri parlar) İbiş, şimdi elime düştün. Seni kim kurtaracak bakalım?

 

İbiş: (Daha da korkar. Yere düşen Fate’nin etrafında dolaşır. Yaşayıp yaşamadığını araştırır . Fate’nin kolunu kaldırır, göğsüne dokunur; nefesini kontrol eder. Fate’nin poposuna kulağını dayar)

 

Fate: (İbişin kulağı poposuna gelince gür bir şekilde yellenir)

 

İbiş: (Karısının ölmediğini anlayınca) Daha bunun canı var . Fate yaşıyor onun ilacı bendedir.

 

İskan Memuru: Hadi canlandır da görelim  hele.

 

İbiş: (Poposunu  Fate’nin kafasına yaklaştırarak gür bir şekilde yellenir)

 

Fate: (Kocasının yellenmesi ile fırlayarak ayağa kalkar)

 

İbiş: (Karısı fate’nin ayağa kalkmasına sevinir. Ceylanları henüz ortalıkta yoktur bu sefer muhtara kızar) Muhtar benim kızlarımı bul. Kızlarım nerede?

 

Muhtar: Ne tuzu İbiş, ne tuzu?

 

İbiş: Tuz değil, kız kız…

,

İbiş: (Elindeki sopa ile Muhtara vurarak) Muhtar! Muhtar! Benim ceylanlarımı bul. Ceylanlarım nerede?

 

Muhtar: Ne cereği İbiş, ne cereği .

 

İbiş: Cerek değil Muhtar, ceylan ceylan…

,

İbiş: (Elindeki sopa ile tekrar Muhtara vurur.)

 

Muhtar: (Sopa yediği için canı yanar) Benim sağ kulağım sağır, sol kulağımda ağır, eğilde alt deliğimden bağır.

 

İbiş: (Muhtarın paltosunu kaldırarak aşağıdan bağırır ) Muhtar ceylan, ceylan…

 

Muhtar: Haa şimdi anladım, şimdi anladım.

 

Fate: Ben ceylanlarımı nerde olsa bulurum.

 

İbiş: Hadi bakalım Fate, ceylanları nasıl bulacaksın?
 

Fate: Benim burnum iyi kokudan alır ben ceylanlarımın kokusunu nerede olsa alırım

 

           (Hep birlikte köylülerin arasında ceylanları aramaya koyulurlar)

 

Muhtar: Fate buradan ne kokuyor?

 

Fate: Ağa kokuyor muhtar ağa.

 

Muhtar: Fate buradan ne kokuyur?

Fate: Ceylan kokuyor

 

           (İbiş kızlarının birinin bulunmasına sevinir)

 

Muhtar: Fate buradan ne kokuyor?

 

Fate: Yiğitler kokuyor.

 

Muhtar: Fate buradan ne kokuyor?

 

Fate: Ceylanım kokuyor muhtar, ceylanım.

 

               (Ceylanların her ikisi de bulunur, artık Fate ve İbiş’in yüzü gülmektedir)

 

Muhtar: Vur davulcu davula ceylanlar yeniden oynasın da görelim hele, gözümüz gönlümüz açılsın.

 

          (Yeteri kadar oynadıktan sonra Ceylanlar, İbiş, Fate, Muhtar ve İskan Memuru oynayarak köy meydanından ayrılırlar.)

 

 

KUMA OYUNU

 

           Kına gecelerinde ve ev sohbetlerinde özelliklede uzun süren kış gecelerinde kadınlar arasında oynanan seyirlik bir oyundur.

           “Köyünde tarım ve hayvancılıkla uğraşan sade bir yaşam süren Hasan askerliğini yaptıktan sonra köylüsü Fadime ile evlenir ve eşini çok sevmektedir.                                        

           Fadime den iki kız çocuğu olmasına rağmen mutsuzdur. Soyunu sürdürecek bir erkek çocuk özlemiyle tutuşur. Çevreninde etkisiyle komşu köyden Ayşe kızı, eşi Fadime’nin üzerine kuma olarak getirir.

           Ayşe nur topu gibi bir oğlan doğurur. Hasan Ayşe’nin üzerine titrer. O zamana kadar masum görünen Ayşe oğlan çocuğu doğurduktan sonra kuması Fadime’ye diklenir ve iki kuma arasında bir çekişmedir başlar.”

 

HASAN:

            Kendi halinde bir köy delikanlısı, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşır. Köyün güzel kızı Fadime ile evlenir, erkek çocuğu olmadığı için Ayşe’yi eşinin üzerine kuma alır.

 

FADİME:

            Selvi boylu, al yazmalı köyün en güzel kızıdır. Eşi Hasanın üzerine kuma getirdiği Ayşe’nin erkek çocuk doğurmasını kıskanır tüm sevecenliğini kaybeder. Evde hanım ağalık taslar, sözleriyle ve davranışlarıyla aileye hayatı zindan eder.

AYŞE:

            Komşu köyün kara kaşlı, kara gözlü fidan boylu kızıdır. Babası Hasana ikinci eş olarak verir önceleri kuması Fadime ile iyi geçinir, tosun gibi bir oğlan çocuğu doğurduktan sonra kuması Fadime’ye tepeden bakar.

 

1.KIZ:

            16 yaşında uzun boylu sima olarak annesi Fadime’ye benzemekte.

 

2.KIZ:

            14 yaşında ince orta boylu ve babasına benzemekte.

 

 

           (Anadoluda tipik bir köy evi,Hasan iki karısı ve kızlarıyla yer sofrasında sabah çorbasını içmekteler.)

 

FADİME.

                Hasan efendi goyunların alafı verilecek sen hele bir samanlığa yollan. Gızlar oğlan ağlıyo. Bulgur çekilecek hadi işinizin başına. Gıızz gavur gızı oğlan anasıyım diye yan gelip yatma sende galh sofrayı dopla, gabı gacağı yu.

 

               (Hasan efendi samanlığa gider, kızlardan biri eldeğirmeninin başına geçer, diğer kız oğlanı susturmak için beşiği sallamaya başlar. Ayşe ise kuması Fadime’nin hanımağalık taslayarak kendisine emir vermesine kızar, kabı kacağı orta yerde bırakır, sinirli bir şekilde yer minderine oturur.)

 

              (Fadime yerdeki kabı kacağı kaptığı gibi hırsla kuması Ayşenin önüne bırakır.)

 

FADİME.

              Gııız gıızz gavurun gızı

              Ben yedim sende yuyacaksın

              Sen bana hizmete geldin.

 

            ( Ayşe kumasının önüne bıraktığı kabı kacağı  siniye  koyar şangırdatarak  Fadime’ye doğru yürür ve sert bir şekilde önüne bırakır.)

 

AYŞE.

            Uuuşşt ,uuuşşt itin gızı, gurdun gızı

            Üste geldim üsteledim

            Evi ocağı desteledim

            Ben yumam sen yuyacaksın.

 

            (Fadime sinirli ve kızgın, Ayşe ise işveli ve edalıdır. Kap kacağı siniye koyup şangırtarak yıkanması için sürekli birbirlerinin önüne atarak taşlamalarını oyun boyunca sürdürürler.)

 

FADİME.

            Gıız, gıız gavurun gızı

            Hadi, hadi ben saraylardan geldim

            Sen çöplükten geldin

            Bulaşuhları sen yuyacahsın.

AYŞE.

           Uuuşşt, uuuşşt itin gızı, gurdun gızı

           Ben oğlan anasıyım, raf almasıyım

           Gocamın can sarmasıyım

           Tabiki sen yuyacahsın.

FADİME.

           Gıız, gıızz gavurun gızı

           Ben gıratınan geldim

           Sen ise uyuz eşekle geldin.

           Gabı gacağı sen yuyacaksın.

 

AYŞE.

           Uuuşşt, uuuşşt itin gızı, gurdun gızı

           Ben gocamın gonca gülüyüm

           Sen atı görmüşün atı biliyosun

           Ben sarı tahsiynen geldim.

 

FADİME.

          Gıız gıızz gavurun gızı

          Daha düne kadar yemesini giymesini bilmiyodun

          Şimdi gocamı elimden mi alıyon.

 

AYŞE.

         Uuuşşt, uuuşşt itin gızı, gurdun gızı

         Çöplükte bittim gül bittim

         Gocamın gözüde bende, göğ boncuda bende.

         Ben yumam sen yuyacaksın.

 

      ( Atışmaları uzaktan izleyen Hasan karılarının kendisini kıskanmalarından gururlanır koltukları kabarır, eliyle kaytan bıyığını düzeltir.)

 

FADİME.

         Gıız, gıızz gavurun gızı

         Daha düne kadar aş bişirmesini bilmiyodun

         Ben öğreddim sana.

 

AYŞE.

         Uuuşşt, uuuşşt itin gızı, gurdun gızı

         Ekmeğaşını yemekmi sandın?

         Gocanın garnı acdı da ben doyurdum.

 

FADİME.

         Gıız, gıızz gavurun gızı

         Bir bulgur bişirdin

         İçine sıçan düşürdün.

 

AYŞE.

          Uuuşşt, uuuşşt itin gızı, gurdun gızı

          Sende garıyım diye ne gubarıyon

          Misafirin geldide yüzünü ben ağarddım.

 

FADİME.

           Gıız, gıızz gavurun gızı

           Bulaşığı yemeği bırahta tarlada ekin gurudu

           Gocağınan yatmayı biliyonda ekini biçmeyi bilmiyonmu?

 

AYŞE.

           Uuuşşt, uuuşşt itin gızı, gurdun gızı

           O gadarda uzun boylu Musa değil

           Gişimizde beraber, işimizde beraber

           Hadi galh gidelim tarlaya…

 

FADİME.

              Gızlar gızlarrr hazırlanın, gabı gacağı doplan heybelere azıh goyun. Hep beraber tarlaya gidiyoh.

 

               (Fadime, Ayşe ve kızlar heybeye azık koyar, bakraçla yoğurdu, su testisini ve kazanı alıp, orakları da bellerine sokarak tarlaya doğru yola düşerler. İşte o an bir yol türküsü dökülür dudaklarından TURNALAR…)

Araştıran: Ahmet Turan ALTUN (Emekli Tarih Öğretmeni)