Çakmak Mahallesi, Horasan caddesi No:3 Ümraniye - İstanbul

0216 365 35 61   -    info@guhertas.com 

  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember
  • Beyaz Instagram Simge
  • YouTube - Beyaz Çember

Gühertaş Hakkında

Şairler

 

 

Şerif AKBULUT

 

     Gazellerin dökülmeye başladığı 1950 yılının sonbaharında dünyaya gözlerini açan Şerif Akbulut, çocukluğundan itibaren esprili kişiliği, güler yüzü, yaşama hep olumlu yönleriyle bakışı ve sevgi dolu yüreği ile bir dost, bir Gühertaş sevdalısı.

     Kişiliğinin gelişiminde babası İbrahim’in (Topal İbrahim) esprileri, abisi Mustafa’nın şairliği, Gühertaş insanının yaşama sevinci görülür.

     Gühertaş ilkokulunu bitirdikten sonra çalışmak için İstanbul’a gider. Bir yandan Beşiktaş Spor Kulübünde sporculuk yaparak güreş müsabakalarına katılır, diğer yandan saz kurslarına katılarak saz çalmayı öğrenir.

     Şiirlerinde espri, hiciv, acı, sevgi ve sıla özlemi vardır. Kimi zaman kendini, köyünün geleneklerini, bir dostunu hicveder; kimi zaman da özlemini, sevdasını dile getirir.

     İkisi erkek biri kız üç çocuk babası olan Aşık Şerif, uzun yıllar İstanbul-Şerefiye arasında  otobüs işletmeciliği yapar. Onunla yolculuk edenler tatlı diline, şiirlerine doyamazlar. Sevdalısı olduğu Şerefiye yolunda elim bir trafik kazası sonucu 1992 yılında aramızdan ayrıldı. Aşık Şerif; tatlı dilin, güler yüzün, esprilerin hep hafızalarımızda ruhun şad olsun.

 

     Aşık Şerif çocukluğundan beri sevdalısı olduğu Kamil amcanın kızı Emine ile nişanlanır. Gühertaştaki kız analarının uyguladığı yönteme kaynanası Gülem Hanımda uyarak bir türlü düğüne razı olmaz. Aradan tam dört yıl geçer, büyüklerin araya girmesiyle muradına erer ve Emine’sine kavuşur. Gühertaş’ta nişanlı delikanlıların kaynanalarından çektiklerini  “Kaynana” şiirinde dile getirir.

 

Kaynana dillerin susmayan zurna,                            Satıyor kızını alıyor başlık,

Kızına der; kaynanana yüz verme,                            Zavallı damada kalmıyor harçlık,

Kocan döver ise koynuna girme,                               Yine düğün olmuyor bu kışlık,

Nedir senden çektiğim kaynana.                               Nedir senden çektiğim kaynana.

 

Verdiğin çeyizde köpeğin çulu,                                  Aşık ŞERİF şu alnımın yazısı,

Çağırıp kızına veriyor heli,                                          Zalim olur kaynananın cazusu,

Zavallı damadın perişan hali,                                    O zalimler ara yerin muzusu,

Nedir senden çektiğim kaynana.                              Nedir senden çektiğim kaynana.

 

     Aşık Şerif küçük yaşta çalışmak için İstanbul’a gelir ancak köyünün dağı taşı, toprağı yaşadıkları buram buram gözlerinde tüter efkarlanır ve özlemini, köyüne olan tutkusunu “Gühertaş Köyü” şiirinde dile getirir.

 

Zara’ya bağlı Gühertaş köyü,                                    Akkoyunlar,mor kuzular meleşir,

Yaylaya çıkar ağası,beyi.                                            Yaylasında telli turna dolaşır,

Yaz gelende turnalara türküyü,                                Kış gelende pehlivanlar güreşir,

Avaz avaz söyler dilin Gühertaş.                              Ilgıt ılgıt eser yelin Gühertaş.

Dereler çağlayıp pınarlar akar,                                 Gülleri açıp da bezenip bağlar,

Menevşesi açmış gülleri kokar,                                ŞERİF’in sılada anası ağlar,

Güzeli çirkini yaylaya çıkar,                                       Al yeşil çiçeğe bürünmüş dağlar,

Benzer gülistana ilin Gühertaş.                                Burcu burcu kokar gülün Gühertaş.

 

     Yıl 1975 toprağın buram buram koktuğu bir bahar günü Aşık Şerif anası Miyese Hatunun azıh bohçasına koyduğu yumurtalı ufalama, çökelek ve ekmeği alarak Nişanderesi’ne çift sürmeye gider. Azıh bohçasını armut ağacının dalına asarak karasabana koştuğu boz öküzlere oha diyerek çift sürmeye başlar. Öğle üzeri karnı iyice acıkınca yeğeni Adnan’a: “Şu bizim azıh bohçasını getir de yemeğimizi yiyelim.” diye seslenir. Adnan: ”Amca bohça yerde; ancak içi boş.” diye bağırırken bir karga gak gak diye üzerlerinde dönmeye başlar. Aşık azığını kargaya kaptırdığını anlar ve hemen oracıkta “Zalim Karga” şiirini yazar.

 

Çalışmış kazanmış sanki eylemiş emek                                Zalim karga bir elime geçersen

Ne çökelek koymuş nede bir ekmek                                     Kurtulursun Hindistan’a göçersen

Aht olsun,and olsun seni öldürmek                                      Bir görseydim o bohçayı açarken

Azığımı yedin vay zalim karga.                                               Azığımı yedin vay zalim karga.

 

Bir daha azığa zehir sürecem                                                 Azıh bohçasına baktım üzgünce

Huzuru mahşerde bunu soracam                                         Zalim ekmekleri yemiş düzgünce

Hak Tala’ya mahkemeye verecem                                         Ne yaparım iyice acıkınca

Azığımı yedin vay zalim karga.                                               Azığımı yedin vay zalim karga.

 

Zalim kargayı bulup pataklıycam                                          Zalim karga tarlamıza gak dedi

İki yakasın birbirne mıhlıycam                                              Çocuk baktı azıh burada yok dedi

Bir daha azığı iyi sahlıycam                                                   Şerif dizlerine vurdu ah dedi

Azığımı yedin vay zalim karga.                                              Azığımı yedin vay zalim karga.

 

     Başlık parası Anadolu yiğidinin baş belasıdır öyle ki başlık parası yüzünden sevenler sevdiğine kavuşamaz. Yiğitlere gurbet yolu gözükür, hasretlik dağları aşar. Nişanlandıktan sonra aynı sıkıntıları yaşayan Aşık Şerif sarılır kaleme kağıda ve “Başlık Parası” şiirini yazar.

 

Ana gönlüm komşu kızını seviyor                                         Bir fakir evermek ister oğlunu

Dünür gönder,anasına ne diyor                                            Başlık kırar o fakirin kolunu

Dedi oğul on bin başlık istiyor                                               Mecburen tutarsın gurbet yolunu

Olmaz olsun şu zalımın başlığı                                              Olmaz olsun şu zalımın başlığı

Öldürüyor gurbet elde gençliği.                                            Öldürüyor gurbet elde gençliği.

Çantamı aldım da yollara düştüm                                        Derin olur gurbet elin yaresi

Otobüse bindim,dağları aştım                                              Dağlar dolu sıla ile arası

İş bulamadım,çokça dolaştım                                               Cebimde kalmadı ekmek parası

Olmaz olsun şu köylünün başlığı                                         Olmaz olsun şu zalımın başlığı

Öldürüyor gurbet elde gençliği.                                           Öldürüyor gurbet elde gençliği.

 

Şerif bu başlık yaktı bağrını

Çok çektirdi gurbet elin kahrını

Paran yoksa eller alır yarini

Olmaz olsun şu zalımın başlığı

Öldürüyor gurbet elde gençliği.

 

     1970 li yıllar ülkemizin kan gölüne döndüğü, kardeş kanının aktığı, alevi-sünni, sağ-sol gibi ayırımcı kavramlarla insanlarımız arasında ikilik yaratıldığı ortamları yaşayan Aşık Şerif bu duruma çok üzülür ve bir kurtarıcı arar. Düşüncelerini “Türkiyemiz Ne Halde” şiirinde dile getirir.

 

Gurbet ele düştü genci kocamız                                    Fatihler,Yavuzlar,Sultan Süleyman

Yanlış vaiz verir oldu hocamız                                        Bir yığın sefile kaldı bu meydan

Büyük kurtarıcı Kemal Paşamız                                     Malazgirt zaferinde Şah Alpaslan

Türkiyemiz ne durumda gel de gör.                              Torunların ne durumda gel de gör.

Türk oğludur boyun eğmez düşmana                           Müslümanız doğruluktur yolumuz

Bir karış toprağı bedeldir cana                                       Muhammet Mustafa bizim dalımız

Sağcılık solculuk çıktı meydana                                      Bu gidişle ne olacak halımız

Vatanımız ne durumda gel de gör.                                Türk evladı ne haldedir gelde gör.

 

Ne zaman bitecek bizim derdimiz

Gurbet eller mekanımız yurdumuz

Nerde kaldı Ergenekon kurdumuz?

Türkiyemiz ne haldedir gel de gör.

 

     Vatan borcu dediler, anası ellerine kına yakarak peygamber ocağına yolladı. Her Türk genci gibi Şerif de gururla, görev bilinciyle severek koşarak gitti kışlaya. Bir gün içini bir sızı kapladı yüreği daraldı. Günlerce sürdü iç sıkıntısı ve bir mektup geldi köyünden babası yazıyordu, oğlum abin Mustafa’yı trafik kazasında kaybettik. Dünyası yıkıldı, gözleri karardı, yığıldı kaldı oracıkta. Kendine geldiğinde gözlerinden sicim gibi yaşlar boşanıyordu, abisini kaybetmenin acısıyla “Kardeş” şiirini yazmaya başladı.

 

Duman çökmüş Kabarduç’un düzüne                     Duymadım ki cenazene geleyim

Askeridim gidem dedim izine                                   Kardeş sen kalk ben yerine öleyim

Dediler ki senin kardeşin öldü                                  Yavruların ağlamaktan deliye döndü

Dünya zindan oldu benim gözüme.                         Hangisinin göz yaşını sileyim.

 

Feleğin bize gastı neyidi?                                           Kaderde yazılan gelirmiş başa

Azrail nasıl canına kıydı?                                            Böyle mi yanarmış gardaş gardaşa?

Nazlı yarin gül benzini soldurdu                              Gayri gözlerime kanlı yaş doldu

Küçük yavruların boynunu eğdi.                              Başımı vurmaktan toprağa taşa.

 

KÖYÜNDENMİ

 

Urumcuk ta yedim armut kurusu                              Zarguna da kiraz yiyen unutmaz

Bahadır da Dumanut’un yarusu                                Gölbaşı’nda kurbağa adam uyutmaz

Şişman olur Mıhayilin karısı                                       Gühertaşlı kızı satar büyütmez

Suyundanmı köyündenmi bilemem?                        Suyundan mı köyünden mi bilinmez? 

 

Cumartesi Şerefiye pazarı

Yaman çeker Ağsekülü hızarı

Kayabaşının altındadır mezarı

Köyündenmi suyundanmı bilemem?

 

 

EMİNE

 

Karşıdan geliyor nazlı Eminem                                   Pulunun şavgusu vurmuş yamaca

İnek sağıyor helke dolmuş sütünen                          Yayladan geliyor süt koymuş bakraca

Öleceğim kız ben senin derdinden                            Geleceğim kapınıza ilaca

Derdimin dermanı sende diyorlar.                            Derdimin dermanı sende diyorlar.

 

Türlü nakışlar vurmuş halıya                                      Yine ışılıyor yazmanın pulu

Madımağı toplayıp koymuş bohçaya                        Salınarak geliyor yaylanın gülü

Kız senin aşkından döndüm deliye                           Zülüfleri yağlı kınalı eli

Derdimin dermanı sende diyorlar.                           Derdimin dermanı sende diyorlar.

 

KURBAN OLAM

 

Sabahın seherde uğradım yare                                  Siyah saçın kız benziyor ipeğe

Gümüş kemerini takmış beline                                  Kıyamadım yanağından öpmeye

Salını salını indi pınara                                                Top zülüfü kız dolaşmış küpeye

Kurban olam helke tutan eline.                                 Kurban olam zülüfünün teline.

 

Yaşatamam yar peşine düşeni                                   Kirpikleri yaydan çıkan ok gibi

Senin için adamışım bu canı                                       Şu dünyada başka güzel yok gibi

Çifte beni sevdiğimin nişanı                                        Yar gerdanın gül suyundan ak gibi

Kurban olam yanağına benine.                                  Kurban olam gerdanına tenine.

 

BİRBİRİNE KARIŞMIŞ

 

Sabahın seherinde yaylaya vardım                            Kızlar türküyle yayık yayıyor

Koyun kuzu birbirine karışmış                                    Kimi kalkmış ineğini sağıyor

Yürüyüp pınarın başında durdum                             Bal arısı çiçeğini arıyor

Gelin kızlar birbirine kavuşmuş.                                 Lale sümbül birbirine karışmış.

 

Mor koyunda kuzusuna meliyor                                Pınar akar evlerinin boynundan

Baktım bir güzelin sesi geliyor                                   Yüzünü yıkadı soğuk suyundan

Döndüm baktım nede güzel gülüyor                        Yeni kalkmış sevdiğinin koynundan

Bal dudakları birbirine karışmış.                                Kakül zülüf birbirine karışmış.

 

Süzüldü önümden girdi içeri

Ela gözler andırıyor hançeri

Şerif’i öldüren gurbetin gahri

Derdim çilem birbirine karışmış.

 

                                                                                                          

Mustafa BAYRAM

 

     1967’de Gühertaş’da doğdu. Gühertaş ilkokulunu bitiren Şair Mustafa, evli ve dört çocuk babası. On üç yaşında İstanbul’a gelerek ekmek kavgası için mücadele etmeye başladı. İstanbul da sıkıntılarla geçen günler, ardından gelen askerlik ve köyüne duyduğu özlem Mustafa’nın şairlik duygularını öne çıkardı. Askerlik dönüşü eşi Havva ile evlenerek İstanbul’a taşındı. Halen ticari taksi işletmeciliği yaparak yaşamını devam ettirmekte.

 

     Şair Mustafa, babası İsmail amcanın ölümünden bir yıl sonra köye gider amacı babasının kabrini ziyaret etmek ve sıla özlemini gidermektir. Köye adımını attığı andan itibaren bazı şeylerin değiştiğini görür ve aradığını bulamaz. Adeta kapılar yüzüne kapanmıştır, artık baba ocağından tütün tütmemektedir. Hüzünlenir ve “Kapılarda Kaldım Gardaş” şiirini yazar.

 

Kapılar kapalı bacalar sönük.                         Viran olmuş bağım ötmez bülbüller.

Kapılarda kaldım gardaş köyümde.              Guzseküde açar idi aygüller.

Kimisi yıkılmış kimisi çökük.                           Dert sahibi olurum ben bu günler.

Kapılarda kaldım gardaş köyümde.              Kapılarda kaldım gardaş köyümde.

 

Ottan gelen arabalar gıcılar.                           Vardım gittim babamın yanına.                        

Al yeşil giyerdi gelin bacılar.                            Sanki uyuyordu boylu boyuna.

İhtiyar yaylacı,genç köycüler.                          Çok uğraştım giremedim koynuna.

Kapılarda kaldım gardaş köyümde.               Kapılarda kaldım gardaş köyümd

 

Mustafa’yım köyde günüm geçmiyor.

Babam gelip kapısını açmıyor.

Tarlalar kuruyor otunu biçmiyor.

Kapılarda kaldım gardaş köyümde.

 

     Şair, ”Bizim Köylü” şiirinde kendi köyünün insanının yaşam tarzını, köyünün geleneklerini kendine özgü bir bakış açısıyla dile getirir.

 

Omuzun da heybe sırtında değnek,                          Burçak burçak terli yüzünde sinek,

Ayağında çarık sırtında yelek,                                     Bir elinde dana,bir elinde inek,

Gülmek istedikçe koymamış felek,                            Çocuğa da vermiş koca bir kelek,

Bir adam görürsen bizim köylüdür.                           Bir kadın görürsen bizim köylüdür.

Motora yüklemiş gozağınan çürük,                           Bacada kurutur pancarı,keşi,

Ramuğa binmiş başında bürük,                                 Üstünde dolaşır kargası,kuşu,

Koltuğunun altında beş altı ferik,                               Yolları sarplıca birde yokuşlu,

Bir göç’e rastlarsan bizim köyündür.                         Bir yayla görürsen bizim yayladır.

Kozak çuvalları sırtında yüklü,                                   Soğuk su başında çayını içerken,               

Dalbağı odunları çuvala ekli,                                      Yeşil yeşil ekinleri biçerken,

Hafifçe aksıyor ufak tefekli,                                        Köşe bucak kaynanatadan kaçarken,

Oduncu görürsen bizim köylüdür.                            Bir gelin görürsen bizim köylüdür.

İstanbul’a gelir fistanı allı,                                           İstanbula gelmiş çok çekmiş acı,                     

Başında örtünün oyası pullu,                                     Bükülmüş beli de dökülmüş saçı,

Bir bileti olup dokuz çuvallı,                                       Bazen yıkamacı,bazen taksici,

Bir yolcu görürsen bizim köylüdür.                           Birine rastlarsan bizim köylüdür.

Giymiş gelinliği gözler sürmeli,                                  Mustafa’yım bizim köyü söyledim,

Damat takmış bilekleri burmalı,                                Yüce dağ başında yayla yayladım,

Nişanı saymazsak sekiz görmeli,                               Tüm dostlarıma selam söyledim,

Kız satan görürsen bizim köylüdür.                          Selamımı alan varsa bizim köylüdür.

 

     Mustafa, her Anadolu insanı gibi ekmek kavgası için İstanbul’a gelir. Otoparkta manevracı olarak çalışmaya başlar ve bir akşam yorgun argın eve gelir. Televizyonda köy yaşamını işleyen bir Türk filmini izlerken gözleri dalar ve çok uzaklara Gühertaş’a gider. Geçmişte yaşadıkları gözünde canlanır ve sarılır kaleme kağıda “Hayalimdeki Köy” şiiri doğar.

 

Peskimeti ıslamaya gözeye,                                      Azığımı alıp Öveç’e doğru,

Çelik oynamaya çıksak yazıya,                                  Öküzleri sürüp yayar olsaydım,

Gıcılayacak diye gever mazıya,                                 Sıyırma yemeye çamın başına,

Verip de göçe gider olsaydım.                                  Çıkıp kabuğunu soyar olsaydım.

Analar giyerler peşli entari,                                       Genç kız örer elli giyim çorabı,

Toplar götürürler dağdan mantarı,                          Örmez ise olmaz gardaş töre bu,

Haşlayıp tuzlayıp koysalar bari,                                Aynalı derler ayrılır yare bu,

Başına geçip de yiyen olsaydım.                               Bende yar olup giyer olsaydım.

 

Kuzu ayırmaya Hacınınyurdu’na,                             Guzsekü’den geçer gençlerin yolu,

Nişanlılar düşer kendi derdine,                                Açılmış lalesi,açılmış gülü,

Sevdiğini alıp çamın ardına,                                      Orda aşka gelir sevdanın dili,

Kimseler görmeden girer olsaydım.                        Oralarda olup duyar olsaydım.

 

Kışın kar yağınca köyümde olup,                             Bacalarda sekmeç için oyuna,

Alıp da kızağımı kayar olsaydım,                              Üç beş tekme düşer idi payıma,

Büyük hoca görüp çağırsa bizi,                                 Üç yaşında eyer vurup tayıma,

Herkes çubuk yese sayar olsaydım.                        Ahbunluh da cirit atar olsaydım.

Sağar getirirler malın sütünü,                                   Tepeden görünür Cerit’le,Karşı,

Kara kömüş yoğurdunun tadını,                               Toplansak bir yere akraba komşu,

Toplayıp ta kaymağını yedimmi,                               Bir kazan haşılla,bir tava turşu,

Daldırıp parmağım banar olsaydım.                        Başına geçip de yiyen olsaydım.

 

Oturmadan gelir gece yarısı,                                     Tohum ekmek için varsam tarlaya,

Buzda kayar yere düşer karısı,                                  Öküzleri koşup sürer olsaydım,

Yine ekmek pişiriyor birisi,                                         Bir evlek ekili,birisi yarı,                    

Çökelikli yapıp yiyen olsaydım.                                  Bir yağmur başlasa da döner olsaydım.

 

Mustafa’yım bunlar benim muradım,

Geçerken gurbet ele uğradım,

Gurbet ekmeğime zehir doğradım,

Bir gün gurbet elden göçer olsaydım.

 

     Şair, İstanbul’a taşınan ve kendilerine göre bir düzen kuran gelinlerin yaz gelende ekin harman zamanı kaynatalarının kendilerini iş için köye çağırmalarını ve bıkkınlıklarını, gelinlerin kaynatadan çektiklerini “Bizim Köyün Kaynatası” şiiriyle dile getirir.

 

Bizim köyün kaynatası acuze                                    Köye vardım kaynatam bir gubarur

Eyi çıkar ise bil ki mucize                                           Orak tutamıyom elim gabarur

Yarım gödük bulgur için güzece                               Temennim beş altı günde geberür

Çalıştırır çalıştırır kaynata.                                         Bende senden kurtulurum kaynata.

 

Oğlun görmesin bak böyle halımı

Sıçan kesmiş cecimimi çulumu

Ellere bıraktım bir tek gülümü

Sana hizmet için geldim kaynata.

 

     2002 yılının Haziran ayı şimdi Gühertaş’ta yayla zamanı insanlar bölük bölük ototbüslerle köyün yolunu tutmakta. Herkes giderken Mustafa köy özlemiyle yanıp tutuşur, Gühertaş’ın dağı taşı, kurdu kuşu, çiğdemi çiçeği gözlerinde tüter ne var ki hanımı Havva’nın hiç mi hiç köye gitmeye niyeti yoktur. Mustafa çocukları toplar, hanımı Havva’yı karşısına alır ama birazda korkar. Ne olur ne olmaz diye her ihtimale karşı kapıyı da açık tutar. Köye gitme isteğini “Köyümüze Gidek” şiiriyle dile getirir.

             

Beni ettin sanki savaş esiri                                        Boş yatıyor bostanlarım,bağlarım

İstanbul dışına koydun kesiri                                    Şimdi çiçek açmış yaylam,dağlarım

Daha fazla sürmez bunun tesiri                                Kaç senedir gurbet ele bağlarım?

Benim köye gitmem yasak mı karı?                          Benim köye gitmem yasak mı karı?

 

Önem verdim evimizin dirline                                   Ben gidersem köye düşme peşime

Göğüs gerdim yokluğuna varlına                              Gözler dayanmıyor gayri yaşıma

Avrupa’nın,Türkiye’yi birline                                       Şimdi millet Körelik’in başına

Almasına dönderdin sen köyümü.                            Bende burda döner döner dururum.

 

Gıybetine atar tutar yazarım                                      Mustafa’yım bir gün köye gidersem

Küfür günah eder birde söverim                               Çıkıp yaylalara seyran edersem

Derim eve gittiğinde döverim                                     İt oğluyum yumuşunu tutarsam

Yanına gelende tutmaz kollarım.                               Bundan sonra veririm ben kararı.

 

     Havva gelin kocasını dinler, dinler ve sonunda patlar. Mustafa söyleyeceklerin bittiyse? Şimdi birazda sen beni dinle diyerek başlar.

 

Evlenince borçtu başlık parası                                   Etme herif unut bu inadını

Bir göz oda tutmuş fare yuvası                                 Masumlara çıkardırsın adını

Ne eşyası vardı nede töresi                                       O paraynan alak bu yıl odunu

Geldiğimde bir mendilin yoğudu.                             Yoksa sobada köyümü yakacan?

 

Gendü köye gitmez amma ad benim

Ne oldunu anlamadım ben senin

Doğruları söyle seversen dinin

Çarşamba günü gidek köyümüze.

                                                                                     

                                                                                                                   

 

Feyzullah PELİT

 

     1950 yılnda Gühertaş’ta dünyaya geldi. 1965 yılında Gühertaş ilkokulundan mezun oldu. 1969 yılının sonbaharında eşi Fatma ile evlendi. Henüz iki buçuk aylık evli iken vatani görevini yapmak üzere askere gitti. Köyünden ilk kez askerliğini yapmak için ayrılması onu asker ocağında değişik duygulara yöneltir. Bir yanda köyde bıraktığı yeni gelin eşi Fatma, diğer yanda ana baba özlemi ve sıla hasreti. İşte bu duygularla şiir yazmaya başlar.

   

KADERİM  

 

Av oldum düştüm kader tuzağına                             Geçtiğim yollara kuyu kazmışlar

Bir yol bulup uzansam kollarına                                Üzerime çalı çırpı dizmişler

Kavuşmak isterim gönül bağına                                Güzeller karşıma saf saf olmuşlar

Kanatlarım kırık uçamıyorum.                                   Senden başkasını sevemiyorum.

 

Gel de feryat eden kalbimi dinle

Teselli et beni tatlı dilinle

Bir bardak su ver kendi ellerinle

İnan başka elden içemiyorum.

 

GURBET

 

Bir suçum var mıydı ana babaya?                             Acı söyler diye bana kızmayın

Bilmem niye geldim yalan dünyaya                          İsterseniz bana mektup yazmayın

Belki de bir daha dönmem sılaya                              Ölsem bile mezarımı kazmayın

Allah selamını çok mu gördünüz?                             Bir kazma,küreği çok mu gördünüz?

 

Bu gurbetlik ciğerimi dağlatır

Bu satırlar belki sizi de ağlatır

Benim suçum yok gurbet söyletir

Askere bir mektup çok mu gördünüz?

                                                                                          

ANNE

 

Pederim yok beni yolcu eylesin                                 Yeşil olur bizim elin ormanı

Kardeşim yok destanımı söylesin                              Bana geldi ağlamanın zamanı

Sevdiğim resmimle gönül eğlesin                              İki sene bensiz yapın bayramı

Hakkını helal et biricik anne.                                      Bayramınız mübarek olsun anne.

 

Arife günlerinde yakarlar kına                                    Başınızı ağrıttım kusura bakmayın

Bu gün efkarlıyım dokunma bana                             Sakın destanımı yırtıp atmayın

Kardeş bayramınız mübarek ola                                Fazla düşünüp de merak etmeyin

Uzat ver elini öpeyim anne.                                        Yakında sılaya gelirim anne.

                                                                                                           

 ZALİM ÇİLE

 

Kader vurdu yaktı yüreğimi                                        Bir yanardağ gibi yüreğim yanar

Ne acıyor nede acıtan belli                                         Gönlümün kuşları sılaya döner

Zalim gurbeti görmediğin belli                                   İçim tutuştu gözlerim kan ağlar

Ne giden belli nede gönderen.                                   Ne hasretlik belli nede çeken.

         

Bu hasretlik böyle mi sürecek                                    Vazife değildir beni ağlatan 

Felek benimde cezamı verecek                                  Gözümden akan sanki kızılcık kan

Bilmem teskerem ne zaman gelecek                        Binlerce kişi var hasretlik çeken

Ne bekleyen belli nede beklemeyen.                        Ne ağlayan belli nede ağlatan.

 

                                                                                                                         

 

Ahmet COŞKUN

 

     İz bırakanlar bölümünde imam şairimiz hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir.

 

GÜHERTAŞ KÖYÜM BENİM

 

     Gühertaş köyü bağlı Zara’ya                                Gençlerimiz hep buraya geldiler

     Bağrından koptuk geldik buraya                          Anne baba bir köşede kaldılar

     Örnek olduk çevredeki köylere                            Hani eba ecdat onlar n’oldular?

     Camisi güzeldir bizim köyümüz.                          Okulu güzeldir bizim köyümüz.

 

     Gençlerimiz artık buradan gitmiyor                     Camisi kubbeli güzel bir eser

     Çok evlerin tütünleri tütmüyor                             Kabirler ıssız ecdatlar küser

     Seher vakti horozları ötmüyor                              Yarab ziyaret etmeyi eyle müesser

     Ormanı güzeldir bizim köyümüz.                         Kabristanları çevrili bizim köyümüz.

 

     Ağaların sürülerini salardı                                     Geçen günler asla geri gelmiyor

     Koyunların yavrusuna melerdi                             Yaşlı annelerin yüzü gülmüyor

     Dertli çoban kavalını çalardı                                 Çok kimseler torunlarını bilmiyor

     Dağları ıssız kaldı bizim köyümüz.                       Çocuklara hasret kaldı bizim köyümüz.

 

     Güzeldir ormanı vardır bayırı                               Methederler yaylamızın çayını

     Komşu köyümüzdür Armutçayırı                         İçebilsek Körelik’in suyunu

     Gühertaşlı çok seviyor hayırı                                Ne keçisi kaldı ne koyunu

     Dağları ıssız kaldı bizim köyümüz.                       Ağılları viran oldu köyümüz.

 

     Dağlarında mor menekşe bitti mi?                      Dağları ormandır yoktur ovası

     Figan edip bülbüllerin öttü mü?                           Baharın tatlıdır kuşların sesi

     Vatandaşlar yaylasına göçtü mü?                        Soğuktur suları güzeldir havası

     Dağları güzeldir bizim köyümüz.                          Yolları güzeldir bizim köyümüz.

 

Hafız Ahmet bunu böyle söyledi

Yıllardır köyüne hizmet eyledi

Artık oda köye veda eyledi

Veda olsun sana güzel köyümüz.

 

ELVADA RAMAZAN BAYRAMI

     Elveda ramazan senden ayrıldık                          Yine efkarlıyız yaslı günümüz

     Ramazan bayramınız mübarek olsun                  Aslımızı sorarsan birdir soyumuz

     Büyük küçük derneğe geldik                                 Issız kaldı viran oldu köyümüz

     Ramazan bayramınız mübarek olsun.                 Kardeşler bayramınız mübarek olsun.

 

     Zara kazası Sivas ilimiz                                          İnsanoğlu bu dünyaya boşa gelmedin

     Sılaya uzak düştü yolumuz                                   Düşünüp de tefekküre dalmadın

     İyi kötü geçti bizim günümüz                               Çok nimettir yedin haktan bilmedin

     Ramazan bayramınız mübarek olsun.                Komşular bayramınız mübarek olsun.  

 

     Gel kardeşim doğru yoldan şaşma                      Köyümüzden geldi geçti nicesi

     Bu dünya fanidir boşa uğraşma                           Tütmez oldu çok kimsenin bacası

     O melun şeytanın izine düşme                             Ne öğretmeni kaldı nede hocası

     Ramazan bayramınız mübarek olsun.                 Kardeşler bayramınız mübarek olsun.

 

     Yarab fırsat verme o melun şeytana                    Dayanılmaz bu dünyanın derdine

     Göz dikmiştir en kıymetli imana                           Hasret kaldık vatanına suyuna

     Sarılalım hep birlikte Kuran’a                                Gitmek ister gidemiyor köyüne

     Komşular bayramınız mübarek olsun.                Komşular bayramınız mübarek olsun.

 

     İttifakla bir araya geldiniz                                      Gühertaşlı çalışkandır duramaz                

     Elbirliğiyle bu arsayı aldınız                                   Aramıza fitne fesat giremez

     İstanbul iline örnek oldunuz                                 Bu bayramdır dost düşmanı kıramaz

     Kardeşler bayramınız mübarek olsun.                Komşular bayramınız mübarek olsun.

 

     Bilmem köyüm acep sana ne oldu?                     Niceleri köyümüze geldiler

     Virane bağların güllerin soldu                               Sarıldılar hep dünyaya daldılar

     Fakirin zenginin hep buraya geldi                        Hani eba ecdat onlar n’oldular

     Kardeşler bayramınız mübarek olsun.                Komşular bayramınız mübarek olsun.

 

     Gelin kardeşler birlik olalım                                   Hafız Ahmet bunu söyledim

     Tekrar köyümüze önem verelim                           Yine aşkından yasını bağladım

     Sonumuz köydür bunu bilelim                              Nice bayramlar geldi geçti n’eyledim

     Ramazan bayramınız mübarek olsun.                  Komşular bayramınız mübarek olsun.

                                                            

KÖYÜM SANA

 

     Bizim köyün şu haline                              Dağ başında dumanına

     Destanına ve diline                                   O yaylanın zamanına

     Baharın coşan seline                                Buz gibi sularına

     Kurban olam köyüm sana.                      Kurban olam köyüm sana.

  

     Sıra sıra armuduna                                   Camisine kubbesine

     Şifar atan kurmuduna                              Havada kuşun sesine

     Destesine purmuduna                             Gühertaş’ın hepisine

     Kurban olam köyüm sana.                       Kurban olam köyüm sana.

 

     Madımağın lezzetine                                 Tarlaları çayırları

     Doyum olmaz yemesine                           O Cerit’in bayırları

     Beş vakit ezan sesine                                Unutulmaz anıları

     Kurban olam köyün sana.                        Kurban olam köyüm sana.

 

     Kuşburnudan ekşi olur                              İslam dini onun dini

     Onu yiyen şifa bulur                                   Yücelmiş artıyor şanı

     Belki bir gün unutulur                                Türk kanıdır onun kanı

     Kurban olam köyüm sana.                        Kurban olam köyüm sana.

 

     Gelin hep birlik olalım                                Tatlı tatlı kuşu öter

     Köyümüzden kopmayalım                         Bacasından tütün tüter

     Doğru yoldan çıkmayalım                          Bu destan burada biter

     Kurban olam köyüm sana.                         Kurban olam köyüm sana.

 

                                                                                                                     Adnan AKBULUT

Araştıran: Ahmet Turan ALTUN (Emekli Tarih Öğretmeni)