Çakmak Mahallesi, Horasan caddesi No:3 Ümraniye - İstanbul

0216 365 35 61   -    info@guhertas.com 

  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember
  • Beyaz Instagram Simge
  • YouTube - Beyaz Çember

Gühertaş Hakkında

Fıkralar

 

 

ALAMAN AYUSU

 

     Günümüzde bir insanın en büyük tutkusu nasıl ki iyi bir arabaya binmekse eskiden köylerde de en büyük tutku iyi bir ata binmekti. İsmail (Seyrekbasan) amcanın da bir yere giderken kendini taşıyacak bir atı vardı.

     İsmail amca yağmurlu bir ilkbahar günü atıyla Şerefiye’ye cumartesi pazarına gider. Uzun zamandır görmediği Almanya da işçi olarak çalışan ve izinli olarak Türkiye’ye gelen Kızık köyünden dayısının oğluyla karşılaşır. Hoş beşten sonra kendisini köye davet eder, alışverişini yapan İsmail amca misafirini ata bindirir kendiside yaya olarak yola çıkarlar.

     Yeğen 140 kilo çam yarması gibi, yollar ise diz boyu çamur. Şerefiyenin karşısındaki yokuşta at yürümekte zorlanır.

     İsmail amca; Yeğen in istersen at zorlanıyor

     deyince, bindiği attan inmek istemeyen yeğeni

     Yeğen; Dayı iki çuval şeker almış olsaydın bu yokuşta attan indirecekmiydin ?

     İsmail amca; Yok hayır.

     Yeğen; O zaman farzet ki atın üzerinde iki çuval şeker var.

     İsmail amca susar bir süre yol alırlar sessizliği yeğen bozar İsmail amcaya dönerek;

     Yeğen; Dayı atın at olalı böyle babayiğit bir delikanlı üzerine bindimi acaba ?

     İsmail amca; Bizde şimdi atla onu konuşuyorduk.

     Yeğen; Ne konuşuyordunuz dayı ?

     İsmail amca; At diyor ki ben dokuz yaşındayım, iki sene taylığım geçti, dört tane tay doğurdum, gece gündüz dağı taşı dolaştım, çok canavarlarla karşılaştım ama böyle bir ayı görmedim dedi.

     Yeğen; Sen ne dedin dayı ?

     İsmail amca; Yeğenine bakarak “At; bu Alaman ayusu,Alaman ayusu” dedim.

 

GAUM BENİ DE POMPALA

 

     İsmail amca yazın haşerenin çok olduğu bir dönemde Zara’dan haşere ilacı ve filitli pompa alır evi sağı solu ilaçlar. Bunu duyan Asiye (Nesimi’nin karısı) teyze, İsmail amcaya yalvarır gaum bizim yatağı yorganı, evi ocağı da filitli pompa ile ilaçla diye ricada bulunur.

     İsmail amca birbirlerine gaum diye hitap ettikleri Asiye teyzeyi kıramaz onların evlerini de filitli pompasıyla ilaçlar. Asiye teyze “gaum, üstümü başım pireler sardı beni de pompala” deyince İsmail amca gaum’unu kıramaz ve Nesimi amcanın yanında gaum’u Asiye teyzenin üstünü başını ilaçlamaya başlar. Bunun üzerine Asiye teyze “pompala gaum pompala ellerin dert görmesin “diye memnuniyetini belirtir.

     Seyrekbasan bu gaum’u da olsa Allah kimseyi diline düşürmesin, her gördüğü yerde “pompala gaum pompala ellerin dert görmesin” diye takılır. Pompala gaum lafı İsmail amcanın reklam etmesiyle her yana dağılır.

     Bir gün Tokat deresinden köye gelen bir kalaycı Bekir Yahşi (Kör Bekir)’nin evine misafir olur. Kalaycının geldiğini duyan Asiye teyze kaplarını kalaylatmak için komşusu Bekirlerin evine gider ve kalaycıya gardaş bizim kaplarıda kalaylarmısın? der. Kalaycı bacı sen kimlerdensin diye sorunca, Asiye teyze ben körükçü Nesimi’nin karısıyım der demez kalaycı hemen sen Seyrekbasanın pompaladığı Nesimi’nin karısımısın? diye karşılık verir ve orada bulunan herkes gülmekten yerlere serilir. Çünkü “pompala beni gaum” lafı Tokat’a kadar yayılmıştır.

     Asiye teyze kızarır bozarır kalaycıya bir şey diyemez o sadece gaum’u Seyrekbasan’a kızar ve ” baba çıkasıca gaum, yere giresice gaum beni dünya aleme rezil ettin”diye sitem eder.

                                     

YUMURTA KIRILDI KÖYÜ SEL BASTI

 

     Bir gün Şakir Coşkun ile Mehmet Aydın övendere yapmak için Dilekpınar köyünün arkasına düşen Abdulgan denilen yere giderler. Yüksekliği 50 metreyi bulan sarp bir kayalıkta taşın arasında çok büyük iki yumurta görürler. Övendere kesmeyi bırakan iki kafadar bu kadar büyük yumurtanın içinde mutlaka cevher vardır inip yumurtaları alıp götürelim diye konuşurlar.

     Mehmet ben inemem deyince gözü pek Şakir ayakkabısını ve çorabını çıkarıp kayanın yüzüne aşağı zorlukla yumurtaların yanına inmeyi başarır. Ancak yumurtaları yukarı çıkarmayı bırak kendiside bir türlü bulunduğu yerden çıkamaz. Arkadaşı Mehmet’e sen Dilekpınar köyüne git beni çıkarmaları için adam çağır.

     Köye giden Mehmet “Molla Mustafanın oğlu Şakir Abdulgan da kayada kaldı Allah rızası için yardım edin de çıkaralım” diye yardım ister. Yirmi insan iki urgan alarak gelirler ve Şakir’i yukarı çıkarmak için urganları birbirine bağlayarak aşağı sarkıtırlar. Şakir önce büyükçe bir beze sardığı yumurtaları teker teker yukarı gönderir. Yumurtaların büyüklüğü karşısında gözleri faltaşı gibi açılan yardıma gelenler Şakir’i unutur. Şakir’in bağırmasıyla onu da yukarı çıkarırlar.

    İki arkadaş çok büyük olan yumurtaları götüremeyecekleri için kurtarmaya gelen Dilekpınarlılardan yardım isterler. Onların yardımıyla yumurtaları köyün göründüğü Ayaşlaması denilen yere kadar getirirler. İki kocaman beyaz akbabanın Ayaşlaması’na konduğunu sanan köylüler sopalarla ve silahlarıyla koşarak gelirler.

     Ancak geldiklerinde beyaz akbaba yerine iki kocaman yumurtayla karşılaşırlar ve şaşkınlıklarını gizleyemezler. Merak eden çocuklar taş ve sopalarla yumurtalardan birini kırarlar. Yumurtanın kırılmasıyla bir sel kopar köyü sel basar tavuk cücük ne varsa sel alır bu arada Cemek kızla, Telefoncu karı bostan sulama yüzünden kavgaya tutuşunca sele kapılırlar köylüler tarafından Hırhıldeğirmen’in önünde kurtarılır.

     Diğer yumurtanın içinde ne olduğunu merak eden Ömer Coşkun (Asker) ise tüfeğini ateşleyerek kırılmasına sebep olur. Kırılan ikinci yumurtadan bir sürü cücük çıkar böylece köylünün tavuğu yeniden çoğalır.

Araştıran: Ahmet Turan ALTUN (Emekli Tarih Öğretmeni)