Çakmak Mahallesi, Horasan caddesi No:3 Ümraniye - İstanbul

0216 365 35 61   -    info@guhertas.com 

  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember
  • Beyaz Instagram Simge
  • YouTube - Beyaz Çember

Gühertaş Hakkında

Evlenme ve Düğün

 

 

EVLENME VE DÜĞÜN ADETLERİ

 

     Türk tarihinin en eski yazılı kaynaklarından biri olan Orhun Abideleri’nde aile ”oğuş” kelimesi ile ifade edilmiştir. Türk  tarihinin başlangıcından günümüze kadar olan süreçte Türk aile yapısı incelendiğinde, kan akrabalığı esasına dayanan ve ataerkil bir aile yapısının olduğu görülmektedir.

     Aile içinde yaşadığımız toplumun temel taşıdır. Türk toplumunda sıkça kullandığımız aile terbiyesi, aile şerefi, aile görgüsü, aile geleneği gibi deyimler ailenin toplum içindeki önemini ortaya koymaktadır. Ayrıca ailenin toplumun temelini oluşturduğu yargısı, aile kurumuna hem ”milli” hem de  “evrensel” boyut kazandırmaktadır.

     Evlilik gelenek ve görenekleri, büyük ölçüde dini ve milli kültürümüzün gerekleri doğrultusunda şekillenir. Aile kurumu kadının iffeti, erkeğin fedakarlığı ve sadakati üzerine kurulur. Atalarımızın dediği gibi “yuvayı dişi kuş yapar “ mantığı içerisinde değerlendirdiğimizde aile kurumunun asıl amacının topluma sağlıklı ve ahlaklı bireyler yetiştirmek olduğu görülür.

     Ülkemizin her yerinde olduğu gibi Gühertaşta da aile ocağının kurulması kız istemeden başlayarak söz kesme, nişan ve düğünün her aşamasında yapılacak işler gelenekselleşmiş bir hareket tarzı içinde yürütülür. Evlenme ve düğün adetleri son 20 yılda köyden İstanbul’a göç hareketinin yoğun olarak yaşanmasıyla önemli ölçüde değişime uğramıştır. Öyle ki son yıllarda köyde nişan ve düğün yapılmamaktadır. 

   

     KIZ  İSTEME (SÖZ  KESME ):

     Gühertaş köyünde herkes birbirini çok iyi tanır, birbirinin huyunu suyunu çok iyi bilir. Bu nedenle oğlu yada kızı evlenme çağına gelen aileler çocuklarına kız isteyecekleri zaman oğlan anası kız çirkinmidir, eli ayağı düzgünmüdür araştırması yapmaz veya kızına dünür olunan aile, oğlan için hırlımıdır hırsızmıdır, içkisi kumarı varmıdır araştırmasına girmez. Ancak oğlan tarafı kız istemek için çalacağı kapıya gitmeden önce “anasına bak kızını al, kıyısına bak bezini al “ atasözünü dikkate alarak adımını atar.          

      Evlenme çağına gelen delikanlı eğer sevdiği bir kız varsa usulen annesine çıtlatır veya aile  büyükleri beğendikleri kendi oğullarına yakıştırdıkları biri varsa kız isteme faslını başlatırlar. Önce oğlanın annesi, aracılar “çöp çatan” vasıtasıyla kızın annesinin ağzını aratır, daha sonra kendisi kızın annesiyle ahbaplığını ilerletir. Bu arada iki aile arasında gidip gelmeler, birlikte iş yapmalar, muhabbetler koyulaşır, bir yakınlaşma başlar. Bu durumu köyde herkes sezinler yakında hayırlı bir işin olacağını düşünür. Eğer kızın annesi yumuşamışsa bu iş oldu demektir. Böyle durumlarda işi pişiren genelde kadınlardır.

     Daha sonra oğlan babası köyde hatırı sayılır kişileri kızı istetmek için dünür gönderir. Bir istemeyle hemen kız verilmez ”kız evi naz evi”, “kız kapısı vezir kapısı “ misali bazen kız istemeler ayları hatta yılı bulur. Dünür gidenlerden ağzı laf yapan biri “Allah’ın emri, Peygamberin kavli “ ile kızınızı falanın oğluna istiyoruz diye söze girer. Kız tarafı gönüllüyse “Allah yazdıysa ne diyelim “ diyerek yeşil ışık yakar. Yok eğer verme taraftarı değillerse “kızımızın evlenme çağı değil “ diyerek bu işin olamayacağını ifade eder. Buna rağmen bazen oğlan tarafı şansını sonuna kadar zorlar, devreye hatırı sayılır kişiler konur, bıkmadan dünür göndermeyi sürdürür ta ki kız tarafından kesin olarak ret cevap alana kadar.

 

      Bir kız isteme (dünür gitme) anısı

     “Köy sakinlerinden Ahmet Başar oğlu Halil İbrahim’e, Budak’ın oğlu Hüseyin’in kızı Güngörmez’i istetmek için Mikdat Turgut ile İsmail Bayram’ı dünür gönderir. Komşuları, Ahmet efendiyi kıramayan Mikdat ve İsmail efendi Allah’ın bir Cuma akşamı namazdan sonra Budak’ın oğlu Hüseyin efendinin Cerit mahallesindeki evinin  kapısını çalar. Ev sahibi misafirleri  ooo hoş geldiniz, başımla gözüm üstüne geldiniz diyerek karşılar. Karşılıklı hal hatır sorulduktan sonra Hüseyin efendi  karısı Mavuş hatuna hanım misafirlerimize sıcak bir gömbe yap hele, gelini Yeter’e dönerek gelin sende ocağa çay koy der. Muhabbet koyulaşır evin kadınları soba fırınında yaptıkları sıcacık gömbeyi ve çay’ı  misafirlere ikram eder.

     Gömbeyi mideye indiren Mikdat efendi ev sahibine dönerek, Budak’ın oğlu yedik içtik de sor hele biz buraya niye geldik?

     Hüseyin efendi, eee de hele bakalım.

     Mikhat efendi, biz Allahın emri Peygamberin kavli ile der ancak sözünü bitiremez.

     Hüseyin efendi, anadım, anadım oğlunamı geldin, kızınamı geldin?

     Mikhat efendi, biz Allahın emri Peygamberin kavli ile kızın Güngörmez’i, Ahmet Başar’ın oğlu Halil İbrahim’e istemeye geldik.

     Hüseyin efendi, anadım anadım! gömbeyi yedinizmi?

     Mikhat efendi, Yedik.

     Hüseyin efendi, çayınızı içtinizmi?

     Mikhat efendi, İçdik.

     Hüseyin efendi, vızzzz diye kapıyı gösterir. Dünür giden Mikdat efendi ile İsmail efendi tek bir kelime daha konuşamadan ayrılır.”

     Kız tarafı razı ise oğlan tarafına yakınlarımızdan falancanın da gönlünü alın der. Oğlan tarafı belirtilen kişilerin gönlünü almak için gidip danıştıklarında “kızın anası babası vermişse bizim gönlümüz yağla bal, inşallah hayırlı olur “ diye rıza gösterir. Burada amaç hayırlı bir işe girilirken yakın çevreninde gönlünü almaktır. Çünkü insanlar nişanını, düğününü çevresiyle dostlarıyla birlikte paylaşarak yapar.

     Herkesin rızası alındıktan sonra kızın annesi Cuma akşamı (perşembeyi cumaya bağlayan gece) gelin kahvenizi için diye haber gönderir. Gühertaş töresinde hayırlı işler hep mübarek Cuma akşamına rast getirilir. Oğlanın babası dünür götüreceği kişilerle birlikte kız evine gider, kız tarafı da yakınlarını çağırmıştır. Hoş geldiniz faslından sonra, dünür gelenlerden yaşça büyük olanı bildiğiniz gibi ziyaretimizin sebebi “Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile kızınız Gülsen’i oğlumuz Oğuzhan’a istemeye geldik “ der. Kız tarafından bir büyük “Allah her iki tarafa da hayırlı uğurlu etsin “ temennisinde bulunur. Ardından misafirlere kahve ikram edilir ve dua yapılır, dünürler tokalaşırlar. Böylece “ söz kesilir “ ve artık kızın başı bağlanmıştır. Bu arada oğlan tarafına haftaya Cuma akşamı söz heybesini getirmeleri söylenir.

     Sözden bir hafta sonra Perşembe günü fırın yanar oğlan tarafı kete yapar çünkü akşam söz  heybesi gidecektir. Söz heybesine 40-50- kete konulur. Oğlanın yakını üç yada dört erkek söz heybesini kız evine götürür. Söz heybesini getirenler kız evine geldiklerinde omuzlarındaki heybeyi bahşiş almadan indirmezler, bahşiş verildikten sonra söz heybesi misafirlerden alınır, evin ortasındaki direğe asılır ve heybe getirenlere yemek ikram edilir.

     Ertesi gün sabah kızın annesi söz heybesi ile gelen ketelerden birer tane yakınlarına gönderir. oğlanın annesi ise aynı gün yakını olan beş altı kadınla beraber hediyelerini alarak

kızı yüze çıkarmaya gider. Kız o güne kadar açık olan yüzünü yaşmak bağlayarak örter, müstakbel kayınvalidesi ve gelen akrabaların elini öperek, gelinlik etmeye başlar. Buna kızı yüze çıkarma denir. Nişanlanmamış kızlar yaşları ne kadar ilerlemiş olursa olsun kesinlikle yaşmak bağlayıp yüzlerini örtmezler.

 

     NİŞAN ( GÖRÜŞ ) :      

     Yüze çıkarmadan beş altı gün sonra oğlan tarafı kız evine gider ve iki aile nişan gününü kararlaştırır. Nişan için alınması gerekenler konuşulur, genellikle nişan söz kesildikten bir ay sonra yapılır. Nişan yemeğinin bütün malzemesi oğlan evinden gider, nişan öncesi akşamdan

yemekler yapılmaya başlanır. Nişan yemeğinin hazırlanmasında oğlan tarafından da kadınlar 

kız evine giderek yardım eder. Nişan sabahı, görevlendirilen oğlanın yakın akrabası bir kadın, köydeki evleri tek tek dolaşarak akşama nişanımız var buyurun diye davet eder.

     Kız evinde nişan hazırlıkları sürdüğü için kızın halası, teyzesi yada yengesi kızı kendi evine götürür, kızın arkadaşları onu yalnız bırakmazlar ve onun bulunduğu evde toplanırlar. Kız evinde yemek telaşı sürerken, oğlan evinde de nişan bohçası hazırlanmaya başlar, nişan bohçasını yıllardır bu işin yolunu yordamını bilen bir kadın hazırlar. Akşam ezanından sonra  yakınları oğlan evinde toplanır, kapıda davul zurna çalar, herkes toplandıktan sonra önde davul zurna ve nişancılar kız evine doğru yola çıkılır.

     Nişancıları kapıda kız tarafı karşılayarak içeri buyur eder. Erkekler odalara, kadınlar ise daha büyük olan eve alınır, kısa bir sohbetin ardından nişan sofrası kurulur. Nişan yemeğinin mönüsü genellikle Eşkiliaş (Gühertaşın milli yemeği), Yahni, Bulgur pilavı, Kara lahana sarması, Yoğurtlu kesme hamuru (son dönemlerde yoğurtlu makarna), sütlaç veya kabak tatlısından oluşur. Yemekler yenildikten sonra kız tarafından bir erkek sofranın üzerine bir tepsi kor, herkesin gözü oğlanın babasındadır, tepsiye töre olarak ne atacak diye. Oğlanın babasından sonra diğer davetliler töresini (para yada altın) tepsiye atar. Kadınların bulunduğu bölümde ise yine kız tarafından bir kadın tepsi tutar orada da gözler oğlanın annesinin üzerindedir, o töresini attıktan sonra diğer kadınlar onu izleyerek töresini tepsiye atar. Nişan için gelenlere şerbet ikram edilir, oğlanın yakınlarına ise ikinci kez şerbet ikramı yapılarak bahşiş alınır.

     Bu arada nişan bohçasıyla gelen nişan elbisesi kızın bulunduğu eve götürülür, arkadaşları nişan elbisesini giymesine yardımcı olurlar, ancak kız istemiyorum yan cebime koy misalinden nazlanır. Nişan elbisesi giydirildikten sonra kızın başına tepelik bağlanır, beyaz yazmalı pullu bir örtü örtülür ve arkadaşları tarafından nişan evine getirilir. Kendisine eşlik eden bir arkadaşıyla birlikte nişana gelen kadınların elini öper. Töresini veren erkekler dışarı çıkarak davul zurna eşliğinde oynarken, yeni gelinler ve genç kızlarda evde bıkana kadar halay çeker. Kız da halaya kaldırılır bir iki döndükten sonra utanır geri çekilir. Nişancılar giderken yine bir arkadaşıyla kapı ağzına dikilen kız nişancılara tek tek sarılarak uğurlar.

     Gühertaş töresinde söz kesildiği andan itibaren kız ve oğlan alenen görüşmezler, bu toplum tarafından ayıplanır. Nişanlı görüşmeleri hep kaçamak yollardan gizli olur. Her an birilerine yakalanma korkusu kaçamak nişanlı görüşmelerine apayrı bir heyecan katar. Bugün 70-80 yaşına gelmiş, 50-60 yıldır evli çiftler geçmişe dönük sohbetlerinde hep nişanlılık dönemindeki kaçamak görüşmelerini gülerek ve gözlerinin içi parlayarak anlatır.

 

       Kaçamak bir nişanlı görme anısı

      “1972 yılında Gühertaş ilkokulunu bitiren Halil Bayram (Hallo) iki yıl Molla Mustafa’dan eski Türkçe ve Kur-an dersleri alır. On beş yaşına geldiğinde babası Mustafa amca çalışması için İstanbul’a gönderir.

      Halil iki yıl çeşitli işlerde çırak olarak çalışır ve bir gün babasından bir mektup alır. Mektubu okuyan Halil’in yüreği pır pır eder çünkü babası onu Gülali Ağanın torunu Gökçe (Göğce) kızla nişanlamıştır. Dünyalar Halil’in olur, yüreği nasıl pır pır etmesin ki? O daha köydeyken Gökçe kızın mavi gözlerine vurgundur.

      Köyden gelen bir arkadaşı Halil’e bir bohça verir. Bu Gökçe kızdan gelen ilk nişanlı bohçasıdır. İçinde işlemeli al bir mendil, şekerli kavurga, kuru üzüm, ceviz, fındık ve Gökçe kızın kışın üşümesin diye kendi elleriyle ördüğü beyaz bir çift çorap ve kazak vardır. Nişanlısından gelen bu hediyeler karşısında Halil’in içi içine sığmaz Gökçe kıza sevgisi daha da artar.

       Gökçe kız gözlerinde tüter, artık hasretliğe dayanamaz, köye gidecek mavi gözlü yavuklusunu, nişanlısını görecektir. Mahmut Paşa ve Tahtakale’ye uğrar köy için alınması gerekenleri alır. Nakışlı tahta bir bavul, Gökçe kız için kokulu sabunlar, kına, kolonya, pul, renkli boncuklar, al yazma örtüler, elbiselik kumaşlar ve ilk nişanlı görme hediyesi olarak da bir cumhuriyet altını alır. Haremden otobüse atladığı gibi Şerefiye’ye oradan da traktörle köye varır .

        Köye geleli bir hafta olmasına rağmen henüz nişanlısını görememiştir. Gülali Ağanın korkusundan yaklaşamaz, üstelik Gökçe kızın iki abisi Hikmet ve Mehmet’te cabası. Gökçe evin tek kızı, göz bebeği sen Halil olda yanaş bakalım oralara?

        Gökçe kızda dayanamaz artık durmadan haber gönderir görüşelim diye. Allah’ın bir ramazanlık günü Halil teravih namazını kollar, hocanın Allahüekber demesiyle herkes teravih namazı için camiye gider. Halil uzun zamandır beklediği fırsatı yakalamıştır.

         Gülali Ağanın evinin bitişiğinde kendisine ait fırın evi (fırın tamı) bulunur. İftardan sonra fırını yakan kadınlar teravih namazı sonrası ekmek pişirmek üzere fırın evinin yüzüne serdikleri dastarlara hamur yumaklarını dökmüşlerdir.

         Daha önce aracılar vasıtasıyla sözleştikleri gibi Gökçe kız fırın evine girer, Halil’de arkasından, kapıyı kapatan iki nişanlı hasret giderirler, bu ilk nişanlı görüşmesidir. Muhabbet öyle koyulaşır ki zamanın akıp gittiğini anlayamazlar. Namaz biter Gülali Ağa eve girerken fırın evinden gelen sesler üzerine şüphelenir ve oraya yönelir elindeki bastonuyla kapıyı sert bir şekilde iteler ve kapı zırang diye açılır. Gülali Ağa şaşkın ve kızgın gözleri faltaşı gibi açılır evin gözbebeği Gökçe kız ve damat sap gibi fırın evinin ortasında durmakta 

          Elinde bastonuyla kapıyı tutan Gülali Ağa torunlarına bağırır lan Hikmet, lan Mehmet çabuk baltayı, kazmayı kapıp gelin ırz düşmanı burada kaçmadan dersini verin. Halil bakar ki can tatlı yavuklusunu bırakır, serili hamur yumaklarını çiğneyerek kapıya yönelir ve Gülali Ağaya bir tos vurur. Gülali Ağa sırt üstü devrilir Halil evlerine doğru kaçmaya başlar.

           Hikmet’in elinde kazma, Mehmet’in elinde balta dedelerini sırtüstü yatar durumda görünce kızgınlıkları daha da artar Halil’in arkasından koşarlar. Halil nefes nefese kendini evlerine atarak kapıyı arkadan kösler. Hikmet ve Mehmet ellerinde kazma, baltayla kapıya dayanıp, bağırıp çağırmaya başlar. Bağırtıları duyan Halil’in babası Mustafa amca ve komşular sizde delikanlısınız halden anlayın diyerek abi kardeşi yatıştırır. Böylece Hallo ilk nişanlı görme macerasını  kazasız belasız atlatır.”

 

     Nişanlılık süresi en az iki yıl sürer bazen bu üç hatta dört yılı bulduğu da olur. Kız tarafı düğünü hep harman sonuna atar. Bu durum oğlan tarafına maddi külfetler getirdiği gibi dünürler arasında kırgınlıklara da sebep olmaktadır. Genelde kız tarafının düğünü geciktirmesinin nedeni reçberlik sırasında kızlarına ihtiyaç duymalarıdır. Nişanlılık döneminde bayram görmeleri ve son görme yapılır, her kız görmesi oğlanın yakınlarına maddi yük getirmektedir. Nişanlı kız oğlanın yakınlarının işine yardım eder, gördüğü yerde elini öper ve kendisine mutlaka töre verilir.

     Bu arada oğlanının babası başlık parasını nişan yapıldıktan sonra peyderpey kız tarafına öder ki hem düğün zamanı kendisi zorlanmasın hem de kız tarafı düğün eksiklerini tamamlasın diye. Kız tarafına çeyiz için yatak yorgan yapılması amacıyla 40-50 kilo yün gönderilir.

     Düğün tarihi uzadıkça dünürler arasında da tatsızlık başlar, araya yine hatırlı kişiler konarak kız babası düğün yapmaya razı edilir. İki dünür kız evinde bir araya gelerek düğün tarihini belirler, düğün için alınacaklar konuşulur ve sıra başlık parasının miktarını tespit etmeye geldiğinde kıyamet kopar. Çünkü başlık parası bir sorundur, oğlan tarafının belini büker, aileyi sıkıntıya sokar. Üç aşağı beş yukarı başlık miktarında anlaşmaya varılır ancak uzun süre köy halkı arasında az alındı, çok alındı diye tartışma konusu olur.

                                

     DÜĞÜN :  

     Düğün öncesi kız ve oğlan tarafı birlikte Sivas’a düğün eksiği görmeye gider, alınması gerekenler alınır. Düğünden on beş gün önce kızın son görmesi yapılır, bu andan itibaren kız düğün yapılana kadar kayınbabası ve kayınvalidesine görünmez. Oğlan tarafı damadın sağdıç’ını belirler. Sağdıç genelde damadın bir akrabası yada bir aile dostları olur.

     Düğüne bir hafta kala damat ve gelin ayrı ayrı kınaya kaldırılır yani yakınları tarafından davet edilerek düğün kınası yakılır. Kız kına için hangi akrabasının evinde ise bütün arkadaşları orada olur sabaha kadar oynarlar. Düğüne dört beş gün kala çevre köylere saçıcı gönderilerek düğüne davet edilir. Pazartesi günü akşam damadın evlerinin bacasına Türk bayrağı çekilir, bu düğün başlıyor demektir. Salı günü sabah damadın yakınlarından bir kadın saçıcı olarak belirlenir, büyücek bir tepsinin kenarları boncuklu işlemeli mendil, boncuklu eldiven, boncuklu kese ile süslenir; tepsinin ortasına şeker, üzüm, leblebi, kavurga gibi çerezler konur daha sonra saçıcı kadın köy evlerini tek tek dolaşarak ayırım yapmadan herkesi düğüne davet eder.

    Salı günü kızın başı yıkanır. Gelin olacak kızın halası teyzesi veya yengesi gelini ve arkadaşlarını hamama götürür türküler eşliğinde gelin kız yıkanır.

 

Çattılar çatı taşını                           Atladı geçti eşiği               Gel anam ağlama

Kurdular düğün aşını                    Sofrada kaldı kaşığı          Ellere beyle olur

Çağırın kız kardeşini                      Gelin oldu da gitti             Dereler coşarda anam

Gelsin de yüklesin göçünü           Büyük evin yakışığı.          Sellere beyle olur.

 

     Hamamdan çıkan gelin ve arkadaşları doğruca gelinin yakınının evine gider o geceyi orada geçirir. Damat ise o sabahtan itibaren sağdıç’a teslimdir, erkekler öğlene doğru köy odasında toplanırlar kahve ikram edilerek düğün kahyası seçilir, dışarıdan düğün için gelecek misafirlerin evlere taksimi yapılır yani falan köyden gelen misafirler Hasan da kalacak, falan köyden gelenler Mustafa da kalacak diye dağıtım planlaması yapılır. “Düğünün ve ölünün küslüğü olmaz “ sözünü doğrularcasına herkes elbirliği eder, kimin olursa olsun bu düğün aynı zamanda Gühertaş’ın dışarıya karşı yüz akı olacaktır.

     Düğün esnasında köyde bir ölüm olmuşsa, önce cenaze kaldırılır, cenaze sahiplerinden izin alınır düğün kaldığı yerden devam eder. Bu “ölümde Allah’ın emri, düğünde Allah’ın emri” sözünü ne kadarda doğrular. Çünkü insanlar acıyı ve mutluluğu aynı anda yaşar.

     Saçıcı tarafından düğüne davet edilen evin kadınları un, bulgur, yağ  alarak damat evine hayırlı olsuna gelir ve kendilerine yemek ikram edilir. Damadın çok yakın akrabaları sini bağlar, damat evine hayırlı olsuna davul zurnayla gider. Akşam damadın babası yakınlarına ve damadın arkadaşlarına evinde “ danış yemeği “ verir, düğünde yapılacak işler için görev taksimi yapılır. O akşam köy meydanında ateş yakılır, danış yemeğinden çıkanlar davul zurnayla beraber ateşin yakıldığı köy meydanına gelir, gecenin ilerleyen saatlerine kadar davul zurna çalar, oyunlar oynanır. Gühertaş düğünlerinde genelde tek mehter çalar ancak bazen ahdı olan aileler kaza düğünü yaparak iki mehter çaldırır. Gündüz başı yıkanan geline akşam kına yakılır, geline yakılan kınadan damada da götürülür ve onun eline de yakılır.

 

     DAMAT (GÜVEYİ ) GEZDİRME:

     Çarşamba günü sabah kahvaltısından sonra davul zurna çalar, toprak bacalı evlerin damlarında yada harmanlarda erkekler halay tutarak oyun oynarken, dış köylerden misafirler gelmeye başlar, mehter gelenleri karşılar ve misafirlere kahve ikram edilir. Bu arada sağdıç, damat ve arkadaşlarını hamama götürür, hamam çıkışı damat tıraş olur, damatlıklarını giyer.

     Damadın kıyafeti ayağında cızlavut lastik, sülüklü çorap, ceket, kaytanlı şalvar, mintan, yelek, omzunda lacivert palto, paltonun sırt kısmında al renkli pullu bir yağlık, başında ise sarıklı kırmızı fes bulunur. Öğle ezanı ve namazdan sonra baş ve boyun kısmı boncuklarla süslenmiş kırat getirilir. Damat ata bindiğinde terkisine damat gibi giydirilmiş küçük bir çocuk oturtulur, genelde bu çocuk sağdıç evinden biridir. Düğün alayının başında mutlaka bir delikanlının taşıdığı Türk bayrağı olur.

  

     Düğün alayı, davul zurna çalarak Ahbunluk’un tarlalardan Cerit’e çıkar daha sonra mezar arkasındaki tarlalara geçer, düğüncüler önce bico ardından sürütme oynayarak mezarlığın yanına kadar gelirler orada davul susar salavat getirilerek ilahiler söylenir, Ede’nin mezarı başında dua edilir, duadan sonra hareket eden düğün alayı caminin önüne gelir davul yine susar, düğüncüler atın üzerindeki damadın atının boynuna yolluk (takı)olarak kumaş asar, çok yakınları ise damadın atının önüne koyun yada keçi katarlar. Daha sonra düğün alayı sağdıç’ın evine gelir, o günkü düğün yemeği sağdıç tarafından verilir. Yemeğin masrafı tümüyle sağdıç’a aittir, sağdıç’ın durumu iyi değilse damadın babası da katkıda bulunur. Düğün yemeğinden sonra, düğün kahyası herkesi güreşlere davet eder. Yemekten kalkan düğüncüler büyük harmanlarındaki güreş yerine gelir

     Düğünlerde, karakucak güreşleri Gühertaş kültürünün bir parçası ve olmazsa olmaz sporudur. Düğüne genelde Şerefiye köyleri, Doğanşar köyleri ve Zara’nın öz köyleri davet edilir. Davet edilen köylerden gelenler pehlivanlarını da getirir ve kıran kırana çok iddialı güreş yapılır. Güreşlerin baş mehteri Kölmen (Mahmut Yahşi), cazgırı ise Tembel Halil (Halil Aydın)’dir. Genelde Tozanlı yöresi güreşçileri ile Habeş yöresi güreşçileri rakip olur. Damat, sağdıç ve arkadaşları güreş alanına gelerek uzak bir yerden güreşleri takip eder. Güreşler sona erince dışarıdan gelen düğüncüler düğün kahyası tarafından taksim edildikleri evin sahiplerince misafir edilir ve en iyi şekilde ağırlanır.

 

     KINA  GECESİ

     Akşam kına gecesidir, gelin kınası yakılacaktır. Damat evinde bir heyecan başlar kına bohçası hazırlanır, kına bohçasında gelinin giyeceği elbise ve ayakkabıları, gelin kınası, gelinin annesine elbiselik kumaş (sonraları bir altın) bulunur. Ayrıca köy gençleri içinde heybe hazırlanır, bu heybede de çay, sigara, çerez türü kuru yemişler bulunur. Damat tarafı zenginse gençler için koç gönderir, gençler gece geç saatlerde toplanarak bunları yer.

     Kınacı gidecek olan damadın yakınları oğlan evinde toplanır. Akşam namazından sonra oğlan evinden çıkan kadınlı, erkekli kınacılar davul zurnayla kız evine doğru hareket eder. Kınacılar geldiğinde kız evinde kapı kilitlenir kapı kiti (bahşiş) almadan kapı açılmaz. Erkekler bir odaya alınırken kadınlar kına yakılacak eve buyur edilir. Erkeklere yemek, kahve ikram edilmesinin ardından kız tarafı kınacı gelen damat tarafından erkeklere oyun yapmak ister, bahşiş veren  kurtulur, vermeyene ceza uygulanır, bazen verilen ceza çok ağır olur. Daha sonra kınacı gelen erkekler davul zurnayla köy meydanında yakılan ateşin yanına gider çünkü düğüncüler orada toplanmaya başlamıştır.

     Asıl kına faslı kadınların bulunduğu yerdedir. Yaşlısı genci türküler çığırarak halay çeker, sonra gelin kız getirilir orta yere, baba evinde bu son gecesidir. Birazdan eline gelin kınası yakılacaktır, hıçkırıklara boğulur, herkes hüzünlenir, ya annesi dokuz ay karnında taşıdığı besleyip, büyüterek bu günlere getirdiği yavrusu yuvadan uçacaktır ana yüreği bu, dayanır mı hiç? Kızın yakınlarından mutlu evliliği olan bir kadın tarafından ezilen gelin kınası, kına türküleri eşliğinde getirilir.

 

Kınayı getir aney.                                           Bu gece uyumışam.

Parmağın batır aney.                                    Uykuma doymamışam.

Bu gece misafirem.                                       Kör olası gözlerim.

Koynunda yatır aney.                                    Yar gelmiş duymamışam.

 

      Gelin kız elini açmak istemez, adet böyledir. Kayınvalide geline bir yüzük yada altın verir, kız elini açar hüzünlü kına türküleri eşliğinde kınayı ezen kadın gelinin kınasını yakar. Sonra gelin kız annesine sarılarak dil döküp ağlar.

 

Harmanın kaşında evcik taşlarım.                  Dünden eteğimi çaldım belime.

Daha kız oturur benim yaşlarım.                    Ayrılık yolunu aldım elime.

Bundan geri ağlamaya başlarım.                    Kesseler kafamı dönmem geriye

 

     Annesinden ayrılan gelin kız bu sefer yengesine sarılarak dil döküp ağlar.

 

Güneş vurmuş bacamızın boynuna.              Çeğelliden vurur güneşin gözü.   

Ben sokarım ellerimi koynuma.                      İçerime düştü pelidin közü

Annemin emaneti senin boynuna.                 Niye ağlamıyon emmimin kızı.

 

      Gelin kızın dil döküp ağlamaları diğer akrabalarıyla sürer, herkes ağlar özellikle anneler bu ayrılık acısını en iyi onlar bilir. Köy seyirlik oyunlarından kuma oyunu oynanırken kınacı kadınlar gülmekten kırılır. Kız tarafı oğlan tarafından gelen kınacılara iğne batırır, elbiselerini gizlice mindere dikmeye çalışır bu nedenle herkes çok dikkatlidir. Kınacılar dağılırken, kız evinden gizlice kaşık, tas, süpürge, çivi alır. Damadın annesi kınacıları evine davet eder ve türküler eşliğinde halay orada devam eder. Oğlan tarafı ayrılmadan kızın annesine para bırakır kına yakana ve  gelin kızın yanında kalan kızlara verilsin diye. Oğlan evine giden kadınlar ise sabaha kadar uyumaz düğün yemeğini hazırlar.

     Köy meydanında ateşin başındaki eğlence ise daha başkadır, orası ana baba günüdür,

düğüncü oradadır. Çekilen halaylardan sonra Kürt Osman, Niyazi Turgut ve arkadaşları köy seyirlik oyunlarından İbiş oyununu başlattıklarında herkes gülmekten kırılır. Sonra davul susar ve herkes dinlenmeye çekilir.

 

    ÇEYİZ YAZMA:

     Perşembe çeyiz yazma ve gelin indirme günüdür. Gelin kız son gecesini baba evinde geçirir. Sabah kız evinde hüzün vardır, gelin kız son kez ana babasıyla sofraya oturur, için için hıçkırır, kaşık ağzına boş gider dolu gelir, herkes bakışlarını birbirinden kaçırır, sofraya tok oturulur aç kalkınır. Sonra çeyiz almak için oğlan tarafı gelir, kız babası da yakınlarını çağırmıştır, önce ikram sunulur daha sonra köyün imamı çeyiz yazımına geçer.

     Çeyiz eşyaları tek tek yazılır, hoca efendi bir kat yatak yaz. Hasan efendi oradan karşısına da 100 bin lira yaz, hoca efendi 50 giyim çorap yaz Mehmet efendi oradan karşısına da 50 bin lira yaz diye devam eder. Genelde çeyiz eşyaları değerinin çok üzerinde yazılır. Bunun nedeni ileride boşanma ihtimaline karşı caydırıcılık unsuru olarak görülmesidir. Her iki tarafa da hayırlı olsun denildikten sonra çeyiz kağıdı şahitlere imzalatılarak kızın babasına teslim edilir. Çeyiz eşyaları dışarıda bekleyen kağnı arabasına yüklenirken en sona sandık bırakılır, bu arada evin bir çocuğu sandığa oturur. Damadın babası sandık töresini verir ve sandık da yüklenir, gelinin  ailesine Allah’a ısmarladık denilerek çıkılır ve çeyiz arabası damadın evine hareket eder. Çeyiz yüklenirken damadın arkadaşları yastık çalarak damada götürür ve bahşiş alır.

 

     GELİN GEZDİRME (GELİN ALMA) :

     Çeyiz gittikten sonra kızın arkadaşları gelini hazırlamaya başlar. Önce kakülleri kesilir,

gelin elbisesi giydirilir, saçı taranır, başına tepelik bağlanarak renkli tavuk yeleği ile süslü al gelin duvağı takılır. Hazır olan gelin annesinin elini öper, babasının boynuna sarılır son kez ayrılığın verdiği hüzünle dil döküp ağlar.

 

Elindeki yabamıydı ok’muydu?

Babam senin aklın fikrin yok’muydu?

Koca evde bir tek kızın çok’muydu?

 

     Kızının ağlamaları karşısında daha metanetli davranan baba “bu evden al duvağınla çıktığın gibi kocanın evinden de beyaz kefeninle çık, saygıda kusur etme.” diyerek uğurlar. Öğlen namazından sonra gelini almak için düğüncüler kapıya dayanır. Oğlan tarafından gelen beş altı dünürcü kadın atlarından indirilerek içeri alınır, mehter “gelin ağlatma “ havasını çalar, gelin evindekiler ağlaşırken gelinin bineceği kırat davulun sesinden yerinde duramaz  şaha kalkar zaptetmek mümkün değildir.

     Bazen dış köye gelin gidenlerin ayrılışı öyle hüzünlü olur ki herkesi derinden yaralar, işte bunlardan birinde Baytarlar’a gelin giden Ahmet Zaimoğlu (Aşuh)’nun kızı Hatice ata bindirilirken,

 

Yıldız dağı derler, yıldızları ışılar                   Ellerim kınalandı,örüldü saçım

Geyik yavrusuna döner fışılar                       Bilmediğim köye gidiyor göçüm

Allah’a ısmarladık cümle komşular.             Sorun şu babama neydi suçum..

   

     Ayrılık acısıyla söylediği ağıt tüm düğün alayını ağlatır. Yine Mehmet Pelit’in kızı Ayşe Kayabaşı köyüne gelin olup ata bindirilirken,

 

Saçım bağım ardımda salınmaz oldu

Kadirim kıymetim bilinmez oldu

Koca köyde yiğit bulunmaz oldu.

 

     Diye ailesine ve köylüye sitem ederek dil döküp ağlaması düğüncüyü de ağlatır. Bu ayrılışlar bir başkadır yaban ele, dış köye gelin gitmektedirler.

     Gühertaş köyündeki düğünlerde damat ve gelin ata bindirilerek dolaştırılırdı, daha çok İbrahim Altun’un, İbrahim Akbulut’un, Hidayet Yılmaz’ın, Mihdat Turgut’un veya Arif Kaya’nın atları tercih edilirdi. Çünkü köyde en iyi at onlarda bulunurdu. 1970 li yıllardan itibaren köyde traktörlerin (motor)çoğalmasıyla gelinler traktörle alınmaya başlayınca, kırata binip gelin gitmeyi daha onurlu sayan nişanlı üç arkadaş Güllü Yılmaz, Fatoş Akbulut ve Fadime Menekşe bir sohbetlerinde

 

Götürün anam motoru götürün

Motoru götürün de kıratı getirin

At bulamazsanız, gürük eşekle götürün.

 

     Diye türkü dizerek teknolojiye ve kültür yozlaşmasına isyan ederler. Bu dizeler saf tertemiz duygular içindeki Anadolu kızının masumane duygularıdır.

                                  

     Gelini alan düğün alayı Ahbunluk’un tarlalar yoluyla Cerit’e çıkar oradan mezar arkasındaki tarlalara geçilir, davul zurnanın çaldığı bico ve sürütme havasıyla düğüncüler oynayarak mezarlığa gelinir, davul susar salavat getirilerek ilahiler söylenir Ede’nin mezarı başındaki duadan sonra davul yeniden çalmaya başlar düğün alayı damadın evine varır. İzlenen bu yol aynı zamanda Gühertaş’ın düğün yoludur.

     Damat evine gelinince gelin attan inmez nazlanır, kayınvalide gelinim sana bir toklu vereceğim yada bir oğlak vereceğim dedikten sonra attan indirilir. Gelin eve girerken kına gecesi kız evinden alınan çivi kapıya çakılır ki gelin çivi gibi olsun, eşiğe konulan köz’ün üzerinden atlatılır ki ateş gibi olsun işine çabuk olsun, ağzına bir kaşık bal verilir ki tatlı dilli olsun diye. Damat evine inen gelin bir kilimin arkasında ayakta bekler, sonra kayınvalide gelir, kaynanasına sarılan gelin dil söyler

 

Kaynanam zalim derler olmasın.

Ben cahilim kusuruma kalmasın.

Kalırsa da yad ellere demesin.

                                              

     Gelin indirildikten sonra kıratlarına atlayan biniciler Ahbunluğuntarlalar da yarış yapar. Daha sonra düğüncüye damat evinde yemek verilir, yemekten sonra dış köylerden düğün için gelen misafirlere teşekkür edilerek uğurlanır.

          

     GERDEK:

     Yatsı namazına sağdıçla birlikte damat da gelir, bu arada kızın bir yakını imam nikahı için gelinden vekalet almıştır. Namaz kılındıktan sonra hoca nikah kıyar, dışarı çıkan cemaat ilahiler söyleyerek damadın evinin önüne gelir burada yapılan duadan sonra damadın arkadaşları sırtına vurarak damadı içeri sokarlar, sağdıç da içeri girer damat ve gelini el ele tutuşturup mutluluklar dileyerek çıkar. Sağdıç köy gençlerini evine davet ederek ziyafet verir aksi taktirde gençler sağdıç’ı soğuk suya basarak cezalandırır. Sabah damat sağdıç’ın evine gider geç vakit gelinin yanına gelir ve üç gün süreyle  babasına gözükmez. Gelin ise eve gelen kayınbabası ve kayınvalidesinin elini öperek düğün hediyelerini verir.

     Düğünü olmasına rağmen gelin damadın annesi, babası ve aile büyüklerine gelinlik etmeyi sürdürür. Onlar konuşturmadığı sürece ağzından yaşmağını indirmez, gelini konuşturmanın tek yolu “yüz görümlüğü” adıyla hediye vermektir. Bu gün 60 yaşına gelmiş torun sahibi kadınlar arasında halen gelinlik edenler vardır. Bu büyüğe karşı saygının ifadesidir, bu töreye bağlılığın göstergesidir.

     Damadın annesi saçıcı kadın vasıtasıyla köyün kadınlarını duvak açmaya davet eder, gelenlere yemek verilir, gelin el öper, duvak için gelen kadınlar geline töre bırakır. Böylece zahmetli ve yorucu bir düğünün sonunda aile derin bir soluk alır, üstelik oğullarının mürüvvetini görerek mutlulukları daha da artar.

Araştıran: Ahmet Turan ALTUN (Emekli Tarih Öğretmeni)